SEÇİLEBİLİRLİK İDDİASI NE ANLAMA GELİR?
24/2/2009
“İnsanlar gökte uçtular/Ama yerde öldüler” Sezai Karakoç
“-Beni=Bizi Seçin!” diyor insanlar. Çünkü,kendilerini “Seçilebilir” görüyorlar.
Kendilerini “seçilebilir” olarak görüyorlar ama,acaba “seçilebilir olma”nın ne anlama geldiğini de biliyorlar mı?
Dileriz ki,biliyorlar. Bilmemeleri aleyhlerine delil oluşturmaz,ama,öğrenmemeleri ve öğrenmeye çalışmamaları çok büyük bir afet olur…Hem kendileri için hem de “ses” istedikleri insanlar için.
Şöyle ki:…”İlmihal’i bilmek farzdır.” Kişi, hangi işi yapmaya kalkıyorsa, o işin nasıl yapılacağı konusu o işin ilmihal’i olur. İşini,işin İlmihal’ini bilmeden yapanlar için,Mevlana,meşhur “Balkabağı” hikayesini anlatır ki,aslında,bu hikaye, güncel ve kişisel hayat için geçerlidir…Seçilebilirlik iddiası taşıyan insanlar için,bu hikaye de az gelir.Çünkü,içinde bulundukları hal “kişisel” ve “güncel” hayatla değil,”Emanet” ve “Ehliyet” gerektiren “toplumsal alan” ile ilgilidir.
Kişi,kendi yaşamında “hırsız” olsa,bu hırsızlık onu cezaya müstehak bir günahkar yapar. Hırsızlık Cami’den ve hatta Kabe’den bile yapılmış olsa, hukuken cezaya müstehak bir amel ile sadece “günah” oluşturur.Kişi,cezasını çeker ve yine “din kardeşi”miz olmaya devam eder.Bu kişinin cenazesinde saf tutar ve hocafendi “Hakkınızı helal edin” dediğinde,kendi malımızı çalmış olduğunu bilmiş olsak bile gerekirse “Helal olsun” deriz ve şahitliğimizin makbul olması için de dua ederiz.Çünkü,sonuçta biz de başka bir günahın günahkarı bir kardeşiyizdir…”Günah” biz Müslümanlar içindir. Günahsızlık,insanlar içinde sadece Peygamberler’e mahsustur.
Seçilebilirlik iddiası ile ortaya çıkan insanlarımız,şu andaki niyetlerinin “ak olmadığı” ile de sadece “günah”ın muhatabıdırlar. Yani,diyelim ki,daha şimdiden kötü niyet sahibidirler ve eğer kazanırlarsa millet için değil de kendileri ve yandaşları için çalışacakları konusunda örgütlenmelerini dahi,şimdiden yapmaktadırlar…Teşkilatlı bir şekilde bizi ve insanımızı soymaya geliyorlar…Bu insanlar,bu halleriyle dahi,yine kardeşlerimizdirler.
Ancak..İşte bir “hal” var ki,o halden sonra “kötü niyet” ile atılacak adımlar,sadece “ceza” ve “günah” kavramı ile izah edilmiyor ve bu izaha göre de “kabul” edilmiyor.
Atalarımız,”Vakıf Senetleri”ne şöyle bir ibare yazmışlar…”-Eğer,bu vakıf malına kasden el uzatan olursa,yer yüzünün ve gökyüzünün bütün meleklerinin,gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun.”
Hiçbir halde,hiçbir Müslüman,bir Müslüman kardeşine lanet okuyamaz.Böyle olmasına rağmen,bu kadar ağır lanet okunmasının sebebi,”emanet” konusu ile ilgilidir…Emanet de “İman” ile ilgili bir konudur. Gerek iman,gerek emanet ve gerekse emniyet kelimelerinin hepsi aynı kelimenin değişik şekilleridir. Kelimenin aslı ise “iman”dır.
Kişi,”iman” ile Müslüman olur ve imansızlık ile de Müslümanlıktan çıkar. Mü’min=Müslüman’ın üç vasfından birisi “Emanet ehli” olmak ve emanete hiyanet etmemektir.Kişisel hayatta,emanet konusundaki tutarsızlıklarımız , imanımız için ağır bir yara oluştursa da sonuçta bizi lanete değil tövbeye müstehak kılar….Buna rağmen,atalarımızın,Vakıf Senetlerine yazdıkları “lanet”in sebebi nedir?
Bu “lanet”in sebebi ne ise “Seçilebilirlik iddiası” ile ortaya çıkan insanların,seçildikten sonra işleyecekleri “hıyanet”in “küfür” oluşturmasının sebebi de odur.
Evet…Seçilebilirlik iddiası ile seçilen insanların “makam sahibi” olduktan sonra,makamları ile ilgili olarak işleyecekleri her türlü suistimal’in hepsi,kişinin iman-küfür dengesi ile ilgili olur.Bu yüzden,tüm adaylarımız,bu konuda ilmihale ait her türlü donanıma sahip olmalıdırlar.Çünkü,ilmihali bilmemek özür teşkil etmez.
Herkeslere selamlar.