İLK GÜNLERDE DE AĞLAMAK YASAKTI!...
2/6/2009
Doksanlı yılların başı…TRT Televizyonu Pekakalı ölülerini santim santim teşhir ediyor.
Öldürülmüş ve sürüklenerek bir araya getirildikleri belli “insan” ölüleri…Kendileri öldürülmüşler ve üzerlerine televizyon ekranlarından nefret yağıyor.
Bir yerlerde..Bir “ana” gizli gizli ağlıyor. Bir Allah’ın kuluna,çıkıp da “-O üzerine nefret yağdırdığınız o çocuk benim çocuğum…” diyemiyor…Bir Allah’ın Kulu da gelip de o “ana”nın “ağlama ortağı” olmuyor ve olamıyor.
…
Adapazarı istikametinden İzmit’e geliyorum. Yoldan bir “polis memuru” alıyorum arabaya.
Konuşuyoruz.Söz,terör ve teröristlere geliyor…”Öldürülmüş” teröristlerin,sürüklenmiş cesetlerinin televizyon ekranlarından teşhir edilmelerini tenkid ediyorum ve şöyle diyorum:
-O insanlar,gökten zenbille inmediler.O insanlar,bu topraklardan bir ananın ana kuzusu…Bir babanın evladı..Bir amcanın,bir halanın,bir teyzenin ve bir dayının yeğeni…Bir dedenin bir ninenin torunu…Bir genç kızın ve bir delikanlının kardeşi…
-Kaldı ki,o insan hiç kimsenin hiçbir şeyi olmasa bile…Yine de “insan”dır.
-O insan,insanlıktan çıkmış olabilir ama…Bizim görevimiz,mutlaka ve mutlaka insan olmaktır.
Polis memuru çıldırmak üzere…
-Ne yapalım yani..O şerefsizlere bir de madalya mı takacağız?
Ona şöyle diyorum:
-O insanları,suçlarının cezası olarak öldürmüş olsak bile,anaları-babaları ile birlikte onlara ağlamak mecburiyetindeyiz.
Arabamıza “insanlık olsun” diye aldığımız,polis memuru,elinden gelse beni tutuklamaya kalkacak…Çıldırasıya bağırıyor ve şöyle diyor:
-Sen ne diyorsun?...Onları geberteceksin..Sadece gebertmeyeceksin..Hepsini paramparça edeceksin..Her parçasını bir dağda kurda kuşa yem olsun diye atacaksın..Kellesini de getirip anasının kucağına vereceksin.
….
Yıllarca,meseleye o polisin gözü ile bakıldı…
Bazı “ana”lar gizli gizli ağladılar…Niye ağladıklarını kimseye söylemeden..Söyleyemeden ağladılar…Çocuklarına ağladıklarını kimseye söyleyemeden ağladılar.
Giderek çoğaldılar…Öldürülmüş terörist sayısınca çoğaldılar.
İlk zamanlarda,gizli gizli ve neye ağladıklarını söylemeden ağlayanlar belli bir sayıya ulaşınca,birlikte ağlamaya başladılar…Her terörist ölüsüne,”kendi çocuğu” görüntüsü de vererek ağladılar…Yani,ortadaki ölü kendi çocuğu değildi ama o,ortadaki ölüye “benim çocuğum” dedi…İlk zamanların “utanç”dan doğan gizli “ağlama” durumu, “aşikar” olma hevesi ile artık “gurur arayışı”na dönüştü.
Ancak..Şimdi,bir başka şekilde ve bir başka gerekçeyle…”Ana”lar,çocuklarına sarılıp da doya doya yine ağlayamıyorlar…Çocukları,dün “pislik” olarak ellerinden alınmıştılar…”Pislik” olarak teşhir edilmişlerdi…Şimdilerde ise..”kahraman” olarak ellerinden alınıyorlar ve “kahraman” olarak, sokak sokak..kasaba kasaba..köy köy ve şehir şehir ve kanal kanal teşhir ediliyorlar.
Ve…Çocukları öldürülmüş “ana”ların artık ortak bir yanları var.
Hiçbir ana,yavrusuna,doya doya ağlayamıyor…”Ana”mız,ister “asker” anası olsun,ister “terörist” anası olsun…İkisi de,yavrularına doya doya ağlayamıyorlar.
Her iki anaya da “komut” veriyorlar.
“Ağlama” diyorlar….”Sen ağlama…Biz senin çocuğunu kahraman olarak teşhir edelim…Kahramanların annesi de ağlamaz…Babası da ağlamaz…Ağlayıp da kahramanımızı incitme…”
Böyle ya da başka sözlerle…Tabut içinde giden evladına ağlamasını “ana”lara çok görüyorlar…Yüksekova’da “tabut içinde” giden “evlat” için de…Derince’de “tabut içinde” giden evlat için de…”Ana”larına “Sen ağlama…Dik dur” diyorlar…
İlk günlerde sadece “terörist anası” açıkça ağlayamıyordu…Şimdi,hiçbir “ana” açıkça ağlayamıyor. Ağladıkları zaman emir-komuta zinciri dışına çıkmış oluyorlar..
“Hepimiz kardeşiz” sadece türkülerde söyleniyor.