BEN DE TÜRKİYE HALKINDAN MIYIM?
25/4/2009 -Kategori: YEREL SEÇİM YAZILARI
Tuhaf bir ülkede yaşıyoruz.Kimse,hiçbir şey bilmiyor…Askerlerimiz ise her şeyi biliyorlar.Üstelik,üzerlerinde üniforma varsa,bilmedikleri hiçbir şey olmuyor. Kadınların nasıl giyinmesi gerektiğinden tutun da,kimin Türk,kimin Müslüman,kimin münafık ve istismarcı olduğuna kadar her şeyi hem sosyolojik,hem dinsel ve hem de etimolojik anlamlarıyla köküne kadar biliyorlar.
Türkiye’yi “Türkiye Halkı” kurmuş. Altını da çiziyorlar; “Türkiye Halkı”..Bakınız…Altı çizgili… Altını çizmese,belki anlamayacağız..Anlayalım diye altını da çiziyorlar.Çünkü,biz halkız ya…Biz anlamayız. Türkiye’yi kurduğumuzu da kurduğumuzdan ancak 86 sene sonra anlıyoruz.Bu kadar geri zekalı bir halka,altını çizmeden hiçbir şey anlatamayacaklarını bildikleri için,özellikle altını çiziyorlar. Neymiş,efendim:..Türkiye’yi “ biz“ kurmuşuz.
Seksenaltı sene sonra,bize,Türkiye’yi kurduğumuz,bir “lutuf” olarak söyleniyor…Hatta,söylenmiyor…Anlı ve şanlı askeriyemiz tarafından bize altı çizilerek öğretiliyor…Türkiye’yi bizim kurduğumuz,bize,adeta bağışlanıyor. Ve,biz,siz ve onlar bir anda olmadık bir mevki kazanıyoruz. Bu mevkiye,kendi gücümüzle mümkün değil ulaşamazdık..Ama,askeriyemiz,bu mevkiyi bize hem de en olmadık bir zamanda bağışlayıveriyor…Eğer,bu mevkiyi,askeriyemizin bir bağışı olarak değil de kendi gücümüzle kazanmaya kalksaydık,bu,devleti kurmaktan daha zor olurdu.Belki,vatan haini,belki din istismarcısı,belki halk düşmanı veya belki soysuz oluverirdik. Hamdolsun ki,böyle bir şeyler olmadan,Türkiye’yi bizim kurduğumuzu öğrenmiş olduk.
Öğrendik de ne oldu?
Bunu öğrenmemiz az bir şey değil…Bunu öğrendiğimizde,Türkiye’yi ecinnilerin veya cazuların kurmadığını da öğrenmiş oluyoruz.Türkiye’yi,uzaydan gelmiş bazı yaratıkların kurmadığını da öğrenmiş oluyoruz. Yine,Türkiye’yi, Suriyelilerin, Ürdünlülerin, Mısırlıların, Malezyalıların,Ugandalıların,Amerikalıların,Güney Afrikalıların, Japonların, Kızılderililerin ve özellikle de Çinlilerin kurmadığını da öğrenmiş oluyoruz. Hele,Türkiye’yi Yemenlilerin ve İranlıların kurmadığını öğrenmek az bir şey değil…Ha,unutmadan söyleyelim:Türkiye’yi Somalililer de kurmamış…Tastamam,Türkiye Halkı kurmuş. Bakınız,ben de altını çiziyorum:Türkiye’yi Türkiye Halkı kurmuştur….Nokta.
Birkaç geceden beri, daha güzel bir ülkede yaşıyoruz. Zira, halkımızın kurduğunu öğrendiğimiz yeni bir ülkede yaşıyoruz.
Ne kadar içi boş konuştuğumuzu ve ne kadar içi boş kelimeler için kavga ettiğimizi anlayın ki,bu kadar içi boş cümlenin kurulmuş ve kurulabilmiş olmasından bile dünyalar bizim olmuş gibi sevinç çığlıkları atıyoruz.
Halbuki,”Nutuk”un kapağını bir kere bile açmış olsak veya İstiklal Savaşımıza ait bir muhabere evrakını okumaya çalışsak… Türkiye’yi kimin kurduğu sorusu hiç sorulmayacak,sorulmayan sorunun da cevabı verilmeyecektir.
Askeri erkanımızın,Cumhuriyetimizin Kurucu Paşalarını anlayabilecek düzeyde bir “münevver” olmaları Cumhuriyetimiz için en büyük teminat olacaktır.
Mesela,Kazım Karabekir Paşa’ya “Türkiye’yi kim kurdu?” diye bir soru sorulabilir miydi? Kazım Karabekir veya Rauf Orbay,böyle bir soruya hiç cevap aramışlar mıdır?
Yine,Çanakkale Şehitler Abidesi’nin yanında,şehit olmuş askerlerimiz için oluşturulmuş olan temsili şehit mezarlarını düzenleyen heyet-i askeriye’nin,Türkiye’yi kimin kurduğu konusunda acaba en küçük bir şüphesi var mıydı?
Lozandaki,”Anasır-ı İslam” tezimiz, 28 şubat mantığına aykırı geldiği için,Nutuk’ta bulunabilecek en boş kelimeye sarılmak…Her şeyi bilenlerimizin neyi ne kadar ve niçin bildiklerini çok güzel izah ediyor.
Türkiye’yi “Türkiye Halkı” kurmuştur; anladık da,biz de halk mıyız,onu anlamadık.
Herkeslere selamlar.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
NE SANDIK?... NE ÇIKACAK?
24/2/2009 -Kategori: YEREL SEÇİM YAZILARI
“Fatih’ler doğuracak/Sandığımız kız/Travesti çıktı.” Hulusi Şahbaz.
Bir millet, felaketi özlemez. Ancak, neye layık ise öyle idare olunur. Tarih boyunca, bu kaide, ancak istisnalar ile bozulmuştur ve zaten istisnalar kaideyi bozmaz.
Demokrasi tarihimiz, milletimizin aynı zamanda “fazilet tarihi”dir. Çok partili hayata geçtiğimizden ve millete istediğini seçme şansı verildiğinden beridir, Millet, hep mevcutlar içinde en doğru olanı seçmiştir. Seçimlere rağmen ortada bir kusur varsa ve olabilmişse,bu “Milletin Seçimi”nden değil de “Seçim Sistemi”nden kaynaklanmış ve halen de bundan kaynaklanmaktadır. Millet,önüne konulan ve bir bakıma da dayatılan mevcutlar içinde “iyisi” veya “en az kötüsü”nü seçmektedir. Dolayısıyla seçilmesi lazım gelen “en iyisi” halen milletin bağrında ve millet ile birlikte milletinin kaderini yaşamaktadır.Çünkü,seçme ve seçilme sistemi belirlenmiş liyakatın üstünde bir seçilmişliğe hem razı değil hem de hazır değildir. Elli hanelik bir köye Profösör bir Muhtar nasıl uygun ve münasib olarak algılanmıyorsa,”Seçilmişlik” içine de belli bir “kategori” dışında insanların düşünülebilmesi sistem dışı olarak algılanmaktadır.Mesela,kadın düşmanlığı konusunda “-Ama karşımıza başı örtülü hakimler de çıksın mı?” diye soru soran kişi,kendi algılamasına vurulmuş pranganın değil ne kadar müthiş bir pranga olduğunu; vurulmuş pranganın pranga olduğunu dahi düşünemez. Sanki,başı örtülü hakim,başı örtülü kaymakam,başı örtülü bir subay ve başı örtülü bir Belediye Başkanı olduğu zaman kıyamet kopacak veya namusu elden gidecek!...
Mevcut sistem,benzer prangalar ile örülmüştür…Hiçbir kutsallığı olmayan binlerce kutsal,asıl kutsallarımızı esir almıştır.
Mesela:…Devlet,kutsaldır…Devleti de geçelim rejim kutsaldır.O kadar kutsaldır ki,rejim için,aslında en kutsal varlık olan “insan” bile öldürülür ve bu öldürmeler “Mesele vatan ise gerisi teferruattır” örtüsü ile örtülür.Çünkü, algılama’da,Vatan,Millet,Devlet ve Rejim bir bütünlük oluşturur. Halbuki,bu kavramlar içinde en kutsal içerikli olan “devlet” dahi,meşruiyet konusunda tartışılmış ve devlet,ancak,”Din ve Millet’e hizmet Aracı” olursa,meşrudur; Aksi halde “eşkiyalık”tır..Şeklinde hüküm verilmiştir.
Millet ile Sistem’in,seçme ve seçilme algılaması örtüşmüyor. Millet,kendi büyüklüğünün farkında,ama,sistem,onu da küçük düşünmeye mecbur tutuyor.
Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda,Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Şeref Konuğu” olarak konuşan Said Nursi..”Millet’in kendisi namaz kılmayabilir ama başında namaz kılan insan ister…Sarhoş insan istemez” derken hem bir hakikati söylüyordu hem de Milletin asıl ruh kökünün tarifini yapıyordu.O zaman,bu tarif ve tesbit,TBMM üyeleri tarafından da ayakta alkışlanıyordu. Çünkü,o günkü algılamada,”Namaz Kılmak” Allah’tan başka hiç kimseye boyun eğmeyecek insanı tarif ediyordu…Namaz kılan insan,sadece Allah Teala karşısında boyun eğer…Millet’e de,”Allah’ın emri” gereği olarak boyun eğer ve itaat ederdi. “Hakimiyet bila kayd-u şart Milletindir” derken,Milletin “Kimin kulu” olduğu herkes tarafından biliniyordu.
Ama..Şimdi…Sistem içinde kalarak “Namaz kılan insan istiyoruz” diyebilmek mümkün değil…Hatta,”Sarhoş olmasın” demek bile mümkün değil.
Bu yüzden de bütün seçimlerde “en iyisi”ni seçmeye çalıştığımız halde,sürekli satışa gelmekteyiz…Çünkü,seçtiğimiz,önümüze dayatılanların en iyisi veya en az kötüsü olmaktadır…Mevcut sistem içinde “En İyisi”ni isteme hakkımız yok ki,seçme hakkımız da olsun.
“Sarhoş olmasın” teklifini bile azcık-ucundan yapabiliyoruz.
Teklif olmasa da,şükür ki,millet anlıyor…Seçilenlerin bazıları,sonuçta Hulusi Şahbaz’ı haklı çıkarsa da,yine de “En İyisi”ni seçiyor.
Herkeslere selamlar.