Alevilik konuşmaları
4/5/2008 -Kategori: SAKLI YAZILAR
Aşağıda okuyacağınız yazı.."alevileriz.biz" adlı sitede yazdığım ve fakat iki saat içinde silinen yazımdır.
Kul Dermani adlı üye ile konuşma şeklinde yapılmıştır...
Şimdi:..İlk bölümde,Kul Dermani adlı üyenin mesajını göreceksiniz...Bu mesajdan ilham alarak,Kul Dermani arkadaşımızın söylediği her cümleye cevap verdim..Cevaplarım içinde "siyah" harflerle verilen kısımlar,aynı sitede yayımlanmış Hacı Bektaş Veli'nin "Makalat" adlı eserinden alınmışlardır.Yani,cevaplarımda "sünni" kaynak kullanmadım.Söylediklerim,tamamen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli'den alınmadır.
İbretlik olarak..okuyucunun takdirlerine sunuyorum ki..Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin kimlerin elinde nasıl kullanıldığını göresiniz.
Selam ile...
Bismişah Allah Allah
syn ASım sİZ Müslümanlık Adına Yaptıgınız Seyleri Neden Bizim yapmadığımız yada Benlik Güderek Ben Bunları yaptım diyrek Bizi Kendine Taraf Yada Bertaraf Kurmaya Çalışıyorsunuz..
Biz İnsanları Ayırmadık Sunni İnanc SAhibi olanlar Ayırdı.
Biz Yavuz Gibi Mezhebi Öen ayak Edip binlerce İnsan'a Kıymadık
Biz Peygamber'in Amcasının Oğlu ,Damatı İmam Ali'ye Ve Torunlarına Kıyan Emevi Soyuna Hz. Hitapları Takmadık.
Biz Aslımızı İnkar Etmedik
Biz Cennet İçin Hakk'aibadet Etmedik
Biz Huriler için Hakk'a ibadet Etmedik
Biz O'nun Azabından Korktugumuzdan Değil O'nun Sevgisine Merhametine Layık Olamamaktan Korktuk
Biz Canlılar Sevdik
Biz Kimsenin İbadetine Karışmadık
Biz Binlerce Eren Getirdik Soyumuzdan
Biz Kur'anı Kendi Kafamıza Göre Yorumlamadık
Biz Binlerce Yalan Hadis Ekleyip Dini değiştirmedik
Bizler Abdestimizde ,Namazımda Hakk'a İmandan Geçer
Gusul Abdesti Almadığımızı Soyleyenler Ne Guzelde İftiralar Atıp O Dille Sizin Dediğiniz4 Vakit Namazı Kılıyorlar Ne Hakla İbadet Ediyorlar Allah fitne Cıkranları ,İftira Atanları Zalimler Guruhu İlan Ediyor;
Biz Onlardan Olmadık
Biz Parayla Dinimizi Satmadık
Biz Vatanımızı Mal Mülşke Değişmedik
Dünya Malı ile ilgilenmedik Bizler HERŞEYİZ HERŞEYDE BİZ Ama İnsan Kamil Olanlar Bilir O yuzden Pirimiz Ali Ve Soyu
HÜ
**************************************************
KUL DERMANİ İLE SOHBET:
Kul Dermani: -Biz İnsanları Ayırmadık Sunni İnanc SAhibi olanlar Ayırdı.
-Kimin kimi ayırdığı önemli değildir..Önemli olan ayrılmamak ve ayrılık gütmemektir...Ayrılık ve gayrılık gütmek hiçbir müslümana yaraşmaz."Pes, her kim bu dünyada kendü özün göyündürse, yarın ahirette dürlü dürlü azaptan kurtulur." Diyen Hünkar Hacı Bektaş Veli buyruğu bize de “pes” dedirte…
Kul Dermani -Biz Yavuz Gibi Mezhebi Öen ayak Edip binlerce İnsan'a Kıymadık
-Savaş "Osmanlı toprakları"nda oldu...Ona bakarsan,Fatih ile Altınordu devleti savaştı..Ona bakarsan..Yavuz ile Memluk savaştı..Ona bakarsan Çelebi Mehmet ile kardeşleri savaştı..Ona bakarsan Karamanoğlu..Osmanlı ile savaştı.. Ona bakarsan,Kavalalı Mehmed Osmanlı ile savaştı…Timur,Yıldırım ile savaştı…Yani.."geçmiş"te "sultan"ların savaşından yeni savaşlar mı üretelim?
Kul Dermani -Biz Peygamber'in Amcasının Oğlu ,Damatı İmam Ali'ye Ve Torunlarına Kıyan Emevi Soyuna Hz. Hitapları Takmadık.
-Peygamberimizi sevmek,ashabından her hangi birisini sevmekten önce gelir...Hz.Ali'yi,peygamberimizin damadı olduğu için değil..Ashabı'ndan olduğu için severiz….Allah Teala'nın Aslanı..Sahib-i Zülfikar olduğu için,Müslümanların Halifesi olduğu için severiz.Yoksa,mesele "damat" olmakta değildir.Bu anlamı ile..."Pes, kırk makam budur kim dedik, eğer bilirsen eyüdür. Lâkin bu kırk makamın birisi eksik olursa hakikatlık tamam olmaz. Zira kim şart eksük olur. Meselâ, biregû diliyle iman getirse, gönlü inanmasa; yahut, öşürü ve zekâtı tamam vermese; yahut hacca gitmiş iken yoldan geru dönse; Tanrı Taalâ hükümlerinden birini batıl tutsa, ya Muhammed’e inkar ile inanmasa; [B]yahut sahabelerin birin nahak dutsa dügeli işledügi ameller heba-yı menşurdur“…" fece’alnahü hebaen mensûra” diyen Hünkar Hacı Bektaşi Veli buyruğu,bizim dediklerimizden ve inandıklarımızdan farklı mıdır?...”Sahabelerden birin nahak dutsa,dügeli işledügi ameller hebay-ı menşurdur” buyururken, ihtar ettiği kişi…kişiler kim ola ki? Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, bu sözü dedikten sonra,sahabelerden birisin “nahak” mı “dut”muştur ki, biz de “nahak” dutalum?..Dutalım da Allah Rızası için işledüğümüz amellerimiz heba-yı menşur mu olsun?
Biz,sahabenün cümlesini “hazret” hitabı ile anmayı,Hünkarımız Hacı Bektaş-i Veli’den ve ona da hocalık etmiş,ondan dahi öncekilerden ve ondan da sonrakilerden öğrendik.
Kul Dermani:-Biz Aslımızı İnkar Etmedik
-Kimseye "aslını inkar eyle" demek olmaz...Aslımız "Kaalu Bela"dandır...Kaalu Bela'da verdiğimiz "misak"ımızdan dönmedik,dönmeyiz...Dönene,"dönek" deriz..."Dönek" ise "kafir" demektir."Haliya bizüm sözümüz can beyan kılmakdur. Anlarınkim gönülleri mütekebbirdir. Canları müddeidir. Elest bezminda “yok” diyen hayvanlar gidir. Pes, üç canlılar bunlardır: Dutmayanlar belhüm adeldir. Haliye bularu âdem ilminde yad kılun." diyen Hünkar Hacı Bektaş Veli buyruğu,bütün Müslümanların aslını beyan eder.
Kul Dermani:-Biz Cennet İçin Hakk'a ibadet Etmedik
-İbadet,cennet için yapılmaz...Niyetlerin hepsinde "Niyet ettim Allah Rızası içn" demek "niyetin şartı"dır...Kişi,"Allah Rızası"için demezse ve ibadetinde "Allah Rızası"nı gözetmezse,zaten ne niyet etmiş olur ne de ibadet etmiş olur...Niyetsiz ibadet de olmaz..Çünkü,"Ameller niyetlere göredir." Buna rağmen,kişi,"Allah rızası"na niyet ettiği halde.."Sen cennete niyet ettin" denilirse,içinde "doğru"luk olmayan bir sözü,haksızca söylemiş olur.Başka bir şey olmaz.
Kul Dermani:-Biz Huriler için Hakk'a ibadet Etmedik
-Huri'ler Allah Teala'nın beyanı ile "hakk"tır..."[B]Dahi alemler gösderdüm, uçmağın içinde kağırdım. Dizdarlarımı sizlere keramet birle gösterdim. Şadıman olasız “Sıbgetallah ve men ahsenü minallahü sıbga ve mahnü lehü ağabeydun[/B]" diye,İlahi Buyruğa mana veren Hünkar Hacı Bektaş Veli buyruğu bu hakka bir işaret değil midir? “ İmdi, dünyayı sevmemek Hak Taalâ’nın hoşnutluğun bulmaktır “Ve emma men hafe mekaâme Rabbihi ve nehe’nnefse anil’l-hevâ. Feinn’elcennete hiye’lme’va” (Amma, kim makamından korkup nefsini kötülükten alıkoymuşsa, muhakkak ki, onun varacağı yer cennet olacaktır..) (Naziat 40-4)” Diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli…Allah Teala’nın “cennet”ini murad etmemiş midir?
”Bak’ı mübarek haberler ve hayırlar sözler, Kur’ân tefsirinde ve Peygamber aleyhisselâm’ın ehadisinde, tezkere’t-ül evliyâ ve mutavvel kitaplarında malûm ola.” Bu sözler ile kitabına son veren Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,ola ki,ona da “sen kendi heva ve hevesin ile söyledin’” diyen bulunur diye,işte bu sözleri de söyledi.
Kul Dermani:-Biz O'nun Azabından Korktugumuzdan Değil O'nun Sevgisine Merhametine Layık Olamamaktan Korktuk
-Allah Teala'dan korkmak,mü'min kişiye "ar" değildir."[B]Altıncı makam; havftir, yani korkudur."[/B]” Pes imdi, Zahitlerin taatı dün ü gün Tanrı zikrin yad kılmaktır. Ve hem İsmaullahı yad kılmaktır. Ve hem havf u reca içinde olmaktır.” Diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli buyruğu bize yol göstermiyor mu? Burada geçen “havf” korku demektir…”reca” ise “ümit=umut” demektir…Yani,Mü’minin sıfatlarından birisi Korku ve ümit arasında olmaktır…Allah’tan korkmamak ile Allah Teala’dan ümidini kesmek aynı şeydir. “Hak Taalâ buyurur kim; Havanızı terk edin kıyâmet korkusu için “Ve inminküm illâ vâridühâ..” (112)
Ve Çalab dileğin işleyin tamu korkusu için “Ve inne cehenneme lemev’ıdühü ecma’ıyn..” (113)” Diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli buyruğu,kimedir ey can?
Kul Dermani:..-Biz Canlılar Sevdik
-Sev kardeşim...Ama, en önce "kardeş"lerini sev. “Ve hem dünyada mü’min var, kâfir var. İlham mü’mine, vesvese kâfire benzer.” Diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli sana da yol göstermiyor mu?
Kul Dermani: -Biz Kimsenin İbadetine Karışmadık
-Karışmak gerektir…Karışmak,öğrenmek ve öğretmek şeklinde olmalıdır.Kınamak ve engellemek için karışmak olmaz.” Ve kullarını ilim öğrenmek bildirdi: “..allemeküm mâ lem tekûnû ta’lemûn..” (75)” İyiliği emir etmek ve insanları kötülüklerden sakındırmaya çalışmak mü’min’in vasıflarındandır. “Onuncu makam: emr-i maruftur. Ve yaramaz işlerden sakınmaktır. “….ye’mürûne bi’l mârûfi ve yenhevne an’il-münker..” (
Kul Dermani…-Biz Binlerce Eren Getirdik Soyumuzdan
-Allah yolunda gitmiş,bütün geçmişlerimize,Allah Teala rahmet eyleye..Günahlarını affeyleye…Makamlarını cennet-i ala eyleye…
Kul Dermani:..-Biz Kur'anı Kendi Kafamıza Göre Yorumlamadık
-Bu söz ne anlama gelir bilemem…Bana sorar iseniz,bendeniz,kendi aklımla Müslüman oldum…”Pes, bir kimesnede kim akıl olmaya, marifet olmaya, ilim olmaya haktan yana yolun nice göre.” Diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,bize aklımızı kullanmayı buyurmuyor mu?
”İmdi azizmen, öyle ise uluları, âlimleri atadan anadan dahi yeğrek ağırlamak gerekir. Zira kim ata, ana ayalini çocuklarını dünya belâsından ve od’undan ve mihnetinden bekler. Lâkin âlimler, Müslümanları âhiret belâsından ve od’undan ve mihnetinden saklar. Muhammed buyurur; “İlim ehli, mecmu-ı avama ve hassa faidedir” Diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,Kur’an-ı Kerim’i bize yorumlamıyor mu? Yorumladığı O kelam-ı Kadim’i,bize, aklı ile ve ilmi ile yorumlamıyor mu?..O’nun yolu,bizim de yolumuz değil mi?
Kul Dermani:-Biz Binlerce Yalan Hadis Ekleyip Dini değiştirmedik
-Dini değiştirenler ve de değiştirmeye niyet edenleri,Allah Teala niyetleri ile birlikte ıslah eylesin…Islah eylemiyorsa,Kahhar ismi Cemili ile kahr eylesin.
Kul Dermani:-Bizler Abdestimizde ,Namazımda Hakk'a İmandan Geçer
-Tabii ki Hakk’a imandan geçecek..Zaten,İmansızın namazı da olmaz,abdesti de olmaz...Sadece iman etmekle de "namaz" olmaz...Sadece,"söz" ile iman dahi iman olmaz."Şeriatta evvel makam iman getirmektir. “Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve resulihi ve’lyevmil ahir..”
Amma, her kişi kim iman ten üzredir derse hatadır. Eğer can üzredir derse hatadır. Pes, şöyle bilmek gerekkim, iman akıl üzredir. Ârifler katında amma, maruf bir dil üzredir, ikinci gönül üzredir. Her kim Hak Taalâ’ya gönülden tanıklık vermese mutlak kâfirdir. Yahut dil tanıklık verüb gönül inanmasa münafıktır “İnnel münafıkıyne fiydderk-il-esfeli minennar…” (10)
Pes, bu iki söz kişilerle dosttur “İnnallahe la yağfirû en yüşreke bihî yağfirü mâdûne zalike limen yeşâ…” (11)
Amma, taat-ı amel imandan ayrudur. Pes, değme taat imana ermez. Küfr, muasiyettir. Değme muasiyet küfre emraz. Bu sözler kişilerle dosttur “… Min zuhurihim zürriyetehüm ve eşhedühüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâl belâ..” (12)
Pes, iman budur. Amma bizim sözümüz budurkim, rahman aslı kangidir, şeytan aslı kangidir? Bunu bilmek gerek. Pes, imdi gerekkim, rahman aslı imandır. Şeytan aslı gümandır. Velakin imana güman katmak düşvardır. Zirakim, iman akıl üzredir. Akıl sultandır. Ve ten içinde naibdir. Pes, sultan gitse naib nite dura. Mesela, iman bir hazinedir. İblis uğrudur. Akıl hazinedardır. Hazinedar gitti, uğru hazineyi nitti? Diyen Hünkar Hacı Bektaş Buyruğu,bizim söylediğimizden ayrı mıdır,sanırsın…ey can?
Kul Dermani:-Gusul Abdesti Almadığımızı Soyleyenler Ne Guzelde İftiralar Atıp O Dille Sizin Dediğiniz4 Vakit Namazı Kılıyorlar Ne Hakla İbadet Ediyorlar Allah fitne Cıkranları ,İftira Atanları Zalimler Guruhu İlan Ediyor;
-Kişiye,”Gusül abdesti almak lazımdır” demek, kişiye bir iftira değil,bir öğüt olur…Kimseye iftira edilmez..İftira etmenin güzeli de olmaz…”İftira” denilerek çocuklarımıza Abdest ve guslü öğretmemek hiç olmaz..Her baba çocuğuna bunları öğretmekle sorumludur. “Guslü öğrensin de abdesti öğrenmesin” demek hiç olmaz.Çünkü,abdest zaten gusül için de lazımdır..Hocalarımız,Babalarımız,Dedelerimiz,bunları bize öğretmek zorundadırlar…Gusül abdesti,bizler “pis olduğumuz” için değil, “Pis olmamamız” için öğretilir. “Pes, imdi, âbitlerin taatleri namazdır, oruçtur, zekâttır ve hacdır. Nefr-i âm olıcak gaza eylemektir. Ve cenabetten gusl eylemektir. Ve arzuların istemyüp dünyayı terk etmektir. Ve âhireti sevmektir. Ve halleri birbirin incitmemektir” Diyen Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,insanlar,”cenabet” oldukları için değil,”cenabet olmasınlar” diye buyruk eylemiş değil midir?
Kul Dermani:..-Biz Onlardan Olmadık
-Biz, “biz olmak” dışında hiç kimse olmadık…Elhamdülillah müslümanız.”Müslüman” ismindan başka bir isimle de çağırılmak istemeyiz.
Kul Dermani:..-Biz Parayla Dinimizi Satmadık
-Ne kadar güzel…Bu yüzden,”azınlık olalım” deyip de “Avrupa Birliği Fonları”ndan nasiblenmek isteyenlere karşı,Allah Teala,direncinizi arttırsın…Allah Teala,sizin gibi düşünen kardeşlerimizin yar ve yardımcısı olsun.
Kul Dermani:-Biz Vatanımızı Mal Mülşke Değişmedik
-Çok güzel..Bu konuda öylesine canlı ve diri durmalısınız ki,siz gibi kardeşlerimiz üzerinde hiçbir güç, hiçbir emel beslemesin…Emelleri olanların,emelleri kursaklarında kalsın.
Kul Dermani:.-Dünya Malı ile ilgilenmedik Bizler HERŞEYİZ HERŞEYDE BİZ Ama İnsan Kamil Olanlar Bilir O yuzden Pirimiz Ali Ve Soyu
-“Bizler her şeyiz” deyişinde bazı istisnalar olmalı..Ama,bu istisnalar içinde “biz” olmasın…Varsın,her kul bilmesin…Kul bilmezse,Halık Teala bilir.
Kul Dermani:..HÜ
-Hu
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
AVRUPA "BAŞÖRTÜSÜ"NÜ NASIL ANLAR?
31/3/2007 -Kategori: SAKLI YAZILAR
-Siz,Türkiye'deki "Başörtüsü Yasağı"nın "çete işi" olduğunu söylüyorsunuz.Ama,bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne giden herkes kaybetti...AİHM'de mi çete içinde?
-AİHM çete içinde olmasa bile,şimdi,AB diye tabir edilen "Batı Kulüp" işin hem başında hem de en başındadır.Nitekim,Başörtüsü Yasağı'nın kurumsallaştırılmasında birinci ve en baş aktör "Batı Çalışma Gurubu" denilen "örgüt" olmuştur.Bu örgütün resmi yapılanma içinde yasal hiç bir yeri yoktur.AB,Türkiye'yi kendi kimliği ile kendi bünyesine kabul etmiyor ve etmiyecek...Türkiye'den,kimliği ile ilgili dönüşümler istiyor.Bunu da hem resmi kanallardan hem de içimizdeki uzantıları vasıtasıyla istiyor.Türkiye'de,İmam-Hatip Okulları,Kur'an Kursları ve devam olarak Başörtüsü üzerinde estirilen terörün,sadece iç dinamiklerle yapıldığını düşünmek akla ziyandır.İktidardaki partinin,"Siyasi hayatıma mal olsa bile!" kaydı ile bu "terör" içinde yer alması,siyasi akıl ile izah edilebilir mi?..Bu siyasetçi,bu sözü, ancak çaresizlik içinde söyleyebilir.Yani..."-Bu yaptığım,halkımın aleyhinedir.Bunu biliyorum.Ama,başka çarem de yoktur." demek istemektedir.Bir kişi..Siyasetçi olsun ya da olmasın,kendi aleyhine olarak,böyle bir şey yapar mı?...Yapabilir mi?
-Neden yapmıştır?
-Bence,sebebi basit..İçinde bulunduğu yapılanma,onu,buna mecbur etmiştir.Bir kimsenin,kendini tehlikeye atması,ancak,başka büyük bir tehlike ile olur.Yani...Siyasi yok oluş karşılığında,belki,canını kurtarmıştır.Nitekim,siyasi tarihimizde bu tür olaylar sayılı da olsa vardır.Üstelik hepsi de "Avrupa Çıkarları" doğrultusunda olmuştur.Avrupa'nın insanları ve kurumları ne ile tehdit ettiğini,bu konuda hangi dili kullandıklarını bilecek durumda değilim,ama,siyasilerimizin ve hatta askeriyemizin "başörtüsü yasağı" üzerinde bu kadar "içten" davranmaları,yaptıklarını savunmak için yalan ve hileli yollara düşmeleri,yaptıkları hakkında psikolojik harekat ve karartma uygulamaları boşuna değildir.Yapılanların tümünün,"Avrupa Çıkarları" yani "Batı Kulüp İdealleri" uğruna yapılmış olması bunun "Batıya rağmen" olduğu konusunu değil,"Batının Emri" ile yapıldığını isbat eder.Batının emirleri "Doğu Çalışma Gurubu" ile yapılacak değildi ya,elbette "Batı Çalışma Gurubu=BÇG" ile olacaktı.
-Ama,Avrupa'da,"Başörtüsü Yasağı" yoktur?..
-Avrupa'da,Başörtüsü serbestliği yok ki,yasağı da olsun...Önce,serbestliği olacak ki,"yasak" da olsun.Avrupa'da,müslümanların "Can güvenliği" dahi yok...Bunun,en açık ve en yakın örneği,Bosna-Hersek olayıdır.Bütün Avrupa'nın gözleri önünde Boşnak Halkının dörtte biri,çoluk-çocuk demeden katledildi ve soykırıma tabi tutuldu.Bundan,herhangi bir Avrupa Devleti ve Kurumlarının yüzü kızardı mı?..Üstelik,bunlar,"Batıya rağmen" mi oldu?..Avrupa'nın göbeğinde böyle bir şeyi düşünebiliyor musunuz?...Olabilir mi? Bunları görerek düşündüğünüzde,Avrupa'da "Başörtüsü Yasağı olmaması" diye bir şeyden söz edilemez. Kaldı ki,önce,"Can Güvenliği" gelir.Avrupa'da,"Başörtülü kadınlar"ın bir gecede yok edilmiş olması durumunda,Avrupa'nın kılı bile kıpırdamaz...Bosna'da nasıl kılı kıpırdamadıysa buna da kılı kıpırdamaz.Göstermelik,bir-iki atraksiyon dışında bir şey göremezsiniz.Bu da zevahiri kurtarmak kabilinden olur.Sonuç alıcı ve cezalandırıcı hiç bir eylemi olmaz.Hatta,Başörtülü kadınların bir gecede yok edilmiş olmalarından yeni bir "medeniyet projesi" bile ortaya koyarlar.Yani,bundan,kendi imajlarına yarar bile üretebilirler.Nitekim,Türkiye'deki "başörtüsü yasağı"nın esas amirleri olmalarına rağmen,sözde,kendi topraklarında serbestmiş görüntüsü verebilmekte ve bununla cazibe merkezi bile olmaktadırlar.Halbuki,Avrupa'da,başörtüsü'nün yasaklığı yok ama,serbestliği de yok...Türkiye'de,evlerde ve sokaklarda başörtüsü serbestliği var diye "yasak olmadığı" nasıl savunulamazsa,Avrupa'da da,Türkiye'deki serbestliğe ek olarak Yüksek Öğretim Kurumlarında okuyan öğrencilere serbest olması,"Yasak yok" anlamına gelmez.Hatta,serbest alanlar toplamı yapıldığında,Türkiye'deki serbestliğin Avrupa'dan daha geniş olduğu açıkça görülür.Avrupa,bu konuda masum değildir.İran'ın "Nükleer Santralleri" konusunda Avrupa ne ise,Türkiye'de "Başörtüsü Yasağı"nın konulması ve uygulamasında da aynısıdır.İran,şu anda nasıl emir altına alnımak isteniyorsa,Türkiye de başörtüsü yasağı konusunda o şekilde emir altına alınmıştır.İran direndiği için bu "emir" açığa çıkmıştır.Türkiye "olur" dediği için,üstündeki dayatma açığa çıkmamıştır.Ben,izah edemesem de isbatlayamasam da bundan eminim.
-Nasıl eminsin?..Neden eminsin?
-Türkiye'de,"Başörtüsü Yasağı" konusunda en istekli kurumlar Avrupa ve Amerika'nın,"majestelerinin hizmetkarı" olmayı en büyük şeref sayan insanların yönetiminde olan kurumlardır..Majestelerinden üstün hizmet ve şeref madalyası ile ödüllendirilen bu hizmetkarlar,neyin karşılığı olarak bu nişan ve madalyaları almaktadırlar? Peki,verenler niçin veriyorlar?.Avrupa ve Amerika kurumlarının "nişan"larını alan Askeri erkan,Türkiye'ye kazandırdıkları için mi,yoksa,Amerika ya da Avrupa'ya kazandırdıkları için mi ödüllendirilmektedirler?..Daha doğrusu,şimdiye kadar,Türk insanına hizmet edip de Amerika ve Avrupa kurumlarından hizmet ve övünç madalyası almış bir kimseyi tanıyor musunuz?..Böyle birisini bilen var mı?..Bunlar,majestelerinin sadık hizmetkarlarını ödüllendirirler.Bunlar,Türk Milletini Zap ile Meriç arasında parya olarak tutmak için dalavereler çevirenleri ödüllendirirler.Amerika ve Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik kurduğu vakıflar,dernekler ve kulüpler neye çalışıyorsa,nişan ve ödül verdikleri Yerli Yönetici ve Kurumlar da ona çalışmaktadırlar...Bunlar,paraya takla atan,para ve şöhret için milletini satan insanlardır.Bunlar,Avrupa'nın ve Amerika'nın her dediğini bilir ve yapar,kendi milletinin ne dediğini ise ancak ispiyon ve rapor etmek için umursarlar.Yoksa,umursamazlar.Eğer,kendi milletlerini umursamış olsalar,onbinlerce genç kızımızın Üniversite kapılarından geri gönderilmesini bir "Vatan Evladı" olarak kesinlikle kabul etmez ve buna yardımcı olmak yönünde tek adım dahi atmazlardı. Halbuki,bunlar bizzat hem planlayıcı ve hem de uygulayıcı oldular.Neymiş efendim,Anayasa Mahkemesi şöyle demişmiş...Neymiş efendim yasa ve yönetmelikler varmış...Neymiş efendim,Türkiye bir hukuk devletiymiş...Yani,onbinlerce kız çocuğumuzun üniversite kapılarından gözleri yaşlı olarak geri gönderilmeleri yasa ve hukuk devleti oluşumuzun gereği imiş...Yani..İnsan olanın ne demesi gerekiyor....İran'da babalarının yanında kalan çocukları için ağlayan Fransız Anne için çevrilen filmdeki kadın oyuncunun "Çocuklarım olmadan asla" demesine "Çağdaşlık" ve "Medeniyet" ölçüsü veren ve alkışlayan bu insanların,yöneticisi oldukları okullardan kovulan kız çocuklarına bakıp da "Çocuklarımız olmadan asla" demeleri çok mu zordu?..Kendisi bir Anayasa Profösörü olan,şimdiki YÖK Başkanı,"Devlet Kanun yapar,dini kural koyamaz" şeklinde inanmış olsa,Türkiye Anayasası'nda ve Türkiye'nin uymakla yükümlü olduğu Uluslararası Hukuk Metinlerinde buna uyan bir madde bulamaz mı?..Bulamazlar mı?..Kaldı ki,"uymakla yükümlüyüz" denilen "yorum"lar,"yasakla" diye emr etmiyor,kendilerine "yasaklama hakkı" veriyor..Eğer,hukuken "yasak" olmuş olsa,bu "yasak"ın başlangıcı belli olur ve "Yasak Yasası" yürürlüğe girdiğinden beri "serbestlik" olan her kurum cezai sorumluluk yüklenir.Çünkü, "kanun", “yürütülebilinirse = uygulanabilinirse" diye değil,mutlaka uygulanmak ve yürütülmek için çıkarılır.Kanun var idiyse,uygulanılmayan dönemler ve yasak için pilot bölge uygulamaları başlatıldığında "pilot bölge dışında" kalan ve dolayısıyla,"kanun"un uygulanmadığı yerlerdeki görevliler için hangi işlem yapıldı?..Böyle bir cezayı bileniniz var mı?...Yok...Öyleyse,hangi kanundan bahsediyorsunuz?..Sizin bahsettiğiniz kanun,hırsızlıklarınızı örtme gayretiniz; Avrupa ve Amerika kurumları ile işbirliklerinizi perdeleme girişimleriniz olmasın!?...
-Avrupa’nın,”başörtüsü”nü nasıl anladığını konuşuyorduk…
-Evet…Konuşuyoruz işte….Bir başka yazıda devam ederiz.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNA ÇOK FARKLI BİR BAKIŞ!
29/4/2006 -Kategori: SAKLI YAZILAR
Konuya şöyle başlayalım:
-Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuranlar,Osmanlı vatandaşlarıdır.Kurucuların tümü,Osmanlı ikliminde ve şartlarında büyümüş ve şekillenmişlerdi.
İnsan algılamaları...kadın ve erkek algılamaları...vatandaş algılamaları hep Osmanlı idi.
Osmanlı'nın "kadın" bakışında..."Kadınlar" ve "Cariyeler" düzeni vardı.
Cariyeler,normal Osmanlı kadınlar gibi giyinmez ve giyinemezlerdi.Kendilerinin "cariye" oldukları..."odalık" oldukları her hallerinden belliydi ve belli olmak zorundaydı.Bu konular,ilmihal ve fıkıh kitaplarında bile vardı.Cariye kadınların,saçlarının ve hatta sırtlarının dahi mahrem olmadığı kitaplarda mevcuttu.Üstelik,bu kadınlar,herhangi bir "Osmanlı" kadını gibi,onlar gibi giyinemezlerdi.Yaşanılan hukuk düzeni buna engeldi..........(burası aklınızda dursun)...Yani...yaşanılan hukuk düzeni,topluma hizmet veren kadınların,hizmet alan insanlar gibi giyinmelerine engeldi.
Yani...Osmanlı düzeninde yetişen "erkek"ler..."hizmetçi" kadın algılamasında,ayrımcı davranmak ve düşünmek zorundaydılar.Hukuk düzeni gereği olarak başka türlü düşünemezlerdi.
GELDİK CUMHURİYET'e....
Cumhuriyet kuruldu.Cariyelik ve odalık düzeni hukuken ortadan kalktı.
Ama...erkekler aynı erkekler...toplum aynı toplum....
Kurulan devlet....kamu hizmetinde kadınların çalışmasına ve hizmet vermesine öncelikli bakıyordu.Kadınlar çalışacaklardı...kamuya hizmet edeceklerdi.
Ama...Nasıl?
Cumhuriyet'i kuran Osmanlı erkekleri,hizmet eden kadın konusunda,cariye,odalık ve benzeri kavramlara sahipti.Bir,hanımefendinin,gelip de devlet kapısında,ayak takımına hizmet etmesini düşünmezlerdi....düşünemezlerdi.
Nitekim...düşünmediler de...
İlk şarkıcılarımız...ilk tiyatrocularımız...ilk bilmem necilerimiz...nasıl gayr-i müslimlerden ise...ilk memurelerimiz de cariye düzeninin bozulması ve ortadan kaldırılması ile boşta kalan kadınlardan oldu.(Bakınız:Kurşun Yarası filminde...Gülsüm örneği...Kaymakam ile Gülsüm konuşmaları)
Bu kadınların..."örtünme" sorunları yoktu.Bu yüzden de,Cumhuri devletin kuruluşundan son 25 yıla gelinceye kadar,devlet katında hizmet veren kadınların örtünme talebi hiç olmadı.
Neden olmadı?...Çünkü,cariyelik hukuken kalkmıştı ama...ruhta ve disiplinde halen yaşıyordu.Kadınlar,kendilerini...devlet hizmetinde ve halen emre amade olarak görüyorlardı.Nitekim,erkeklerin dahi,bu gün,kendilerini "emir kulu" şeklinde algılamaları,kadınlarda bir hukuk düzeni ve dinsel disiplin şeklinde yaşayan cariyelik ruhunun erkeklere yansıması şeklinde düşünülmelidir.
Cumhuriyeti Osmanlı erkekleri kurdu.Cariye düzeni de,erkeklerin kurduğu bu düzende aynen devam etti.Ancak,cariyelik,isim ve kurum olarak kalkmış..memurelik tesis edilmişti.
Osmanlı düzeninde...cariyelere "sen bir memuresin" denildiğinde aşağılandığını düşünürdü.Şimdi...memurelere "cariye" çağrışımı bile ne kadar aşağılayıcı geliyor.Nitekim...bizim anlatmak istediğimiz bu günkü hal değil...Üstelik...devlete ve millete hizmet eden kadınlarımız değil...Biz...kadınları hizmet ettiren erkek müsveddelerini konuşuyoruz.
Cumhuriyeti kuran Osmanlı erkekleri gittiler.Cumhuriyetle birlikte devlet hizmetine eski kılık,kıyafet,ruh ve disiplinleri ile giren "cariye"ler de gittiler.
Gittiler...ve bunların yerine...başkaları geldi.
Bunlar...gördükleri düzeni...."devlet düzeni" sanıyorlar.Halbuki,bu,babalarının kurduğu bir düzen ve bu düzen,hizmet veren kadınların düzeni bakımından eski düzenin devamı şeklinde bir düzen.Hizmet veren kadınlar ve hizmet veren erkekler bakımından,insanları kategorize etmeleri ve bu konuda "alan" tartışması yapmaları,eski düzenin devamına yönelik bir baskı şekli olsa da...aslında..hizmet alanların da hizmet verenler gibi giyinmelerini istemeleri....çoook şeyler ifade eder.
...
Devlet memuru olarak,"amir" makamında olan ve ancak,kendisini ve yaptıklarını savunurken "Ben emir kuluyum" diyen bir adam ne diyordu?:
-Başörtülü öğrenciler,göz zevkimizi bozuyor!...
Devlet memuresi olarak görev yapan kadınlarımızın başörtülü olmalarından da aynı rahatsızlığı duymuyorlar mı sanıyorsunuz?...Beylerin,"göz zevkini" bozuyorlar.
Kendileri "Efendi" ya...Cariyeler,her bakımdan efendilerine hizmetçi ve amade olmalıdır.O halde,efendilerin "göz zevki" de önemlidir.Efendiler için önemli olan elbette,cariyeler için de önemli olacaktır.
...
Onca kadın derneği var...Cumhuriyet ile şeref kazandıklarını söyleyen nice "Çağdaş" yaşam kurum ve kuruluşları var...Bu ne menem şeref anlayışıdır ki,cariyeliğin kaldırılışının yıldönümünü kutlarken neyi kutladıklarını bir türlü düşünemezler...Cariyelerin efendilerine olan sadakat kodu,bunlarda hangi düzeyde kodlanmış ki,cariyeliğin sıfatları ile övündüklerini farkedemiyorlar.
....
Hizmet veren kadınları,cariyeleri hükmünde görüp,onlara cariye kıyafetini dayatanlar,giderek,hizmet alan kadın ve erkekleri de "alan"ları kapsamına almaya çalışacaklardır.Zaten,yaptıkları dayatmaya hukuki terim olarak seçtikleri "kamusal alan" tabiri de ilerisi için her türlü yatırıma uygundur.
Kamu; bilindiği gibi,"halk" demektir.Kamuoyu dediğimizde,Halkın oyu=Halkın görüşü anlaşılmaktadır.Dolayısıyla, "Kamusal alan" denildiğinde de "Halkın alanı" anlaşılması gerekir.Bu açıklığa rağmen,"Kamusal alan" deyiminden "Devlet alanı" algılaması ile hukuki neticeler elde etmeye çalışmak sadece aptallıkla izah edilemez.Belli ki,aptalın cesareti,aptallığından değil,yapılan planlamanın derinliğinden gelmektedir.Nitekim,Türkçe bir kelime olan "Başörtüsü" yerine,Fransızca bir kelime olan "Türban" kelimesinin tercih ediliyor olması da bu derinlikten dolayıdır.
ÖNCE,NEYİ KONUŞALIM?
Vaktiyle,"Başörtüsü" konusunda bir polis sorgulamasında,sorgucu polislere şöyle demiştim:..
"-Üniversite çağına gelmiş bir kız çocuğunun başını açsan ne yazar,açmasan ne yazar...Bizim,korkumuz odur ki,bundan cesaret alarak,yarın,sokaktaki kadınımızın,kızımızın başına el uzatırlar.O zaman,vatana yazık olur,millete yazık olur!"
Ben,bunları,polislere söyledim ya...Hepsinin ortak tepkisi.."S...tir lan!" oldu..."-Olur mu öyle şey!?" dediler...Biz de,sokaklarımızın bekçisi polislerin bize kabaca söylediklerini sineye çekmek zorunda kaldık.
Ama,şimdi...Tamamen polisiye ve stratejik planlamalar ile vatan ve vatandaşlar alan alan ve bölük bölük bölünüyor.
Vatanımız,dün,bir satıh iken ve bu satıh bütün vatan iken,şimdi,şu alan,bu alan olarak parça parça ediliyor.Vatanın ve Milletin bölünmezliği üzerine and içenler,vatanı alan alan,milleti de bölük bölük bölüp,paramparça etmeyi,gizli yeminlerinin gereği olarak eda ediyorlar.
Türkiye,bu konuda,gerçek bir "çete" ile karşı karşıyadır.Çete ve çeteciliğin,her türlü yapılanması,bu yapı içinde mevcuttur.Bu çete, stratejisi çetecilik gereklerine göre düzenlenmiş bir şekilde,hedefe doğru adım adım ilerlemektedir.Bu çetenin,bir zamanların "Kurtarılmış bölgeler stratejisi"ni benimsemiş Sol ve özellikle de Aydınlıkçı Solculardan oluşmuş olması tesadüfi değildir.
Bu olayda,hiç bir şey...tesadüfi ve aptalca değildir.
...
KADININ ADI YOK DEYİP,ADINI "ÇIPLAK" KOYDULAR.
Türkiye,bu "yasakçı"lar sayesinde,"Namus"a yönelik bir meselede,hem "yasal" olmanın hem de olabildiğince namussuz olmanın bin bir türlü örneğini gördü.
Kadın'a yönelik,her "yabancı" erkek bakışı,"namus" ile ilgilidir...Kadına yönelik olarak,"aç" ya da "çıkar" emri içerikli her söz ve hareket,doğrudan,kadının namusuna yönelik bir tacizdir...
Milletimizin "namus" anlayışında,kadın konusu "en çok" dikkat edilen bir konudur.Türkülerimizde bile,"Desem dile düşürürler,demem adını adını" der.."Mah yüzüne bir nikab çek,ben yandım el yanmasın" der.Yani,kadınlarımızı,"sohbet" konusu yapmaz...eğer yapacak olsa,"adını" söylemeden yapar.Bir kısım insanlar ise,halkımızın bu durum ve tutumundan,kadına en yakışır bir makam ve isim hayal edeceğine,ona "adı yok" gibi yakıştırmalar üretir.Sonunda,kadına yakıştırdığı isim ise "çıplak" olmaktan öteye gidemez.Öyle ki,"çıplak" olmayan kadınlarımız,"kandırılmış" sayılmaya yeltenilmiştir...Bu çevrelere göre,giyinik kadınlar,kandırılarak giyindirilmekte ya da baskı ile giyinik durmaktadırlar.Çünkü,kadına verdikleri isim "çıplak"tır ve kadın dediğin "çıplak" olmakla hakiki değerini bulacaktır...Bu değer,nasıl bir değer olacaksa..Olabilecekse...Halbuki,böylesi bir değer,yukarıda geçtiği gibi,cariyelik değeridir ve sadece çıplaklığı ile değil,aynı zamanda verdiği hizmet ile de daha kapsamlı bir anlam ifade edecektir.Bu hizmetin "çıplak" olmaktan başka bir şekilde olmayacağını düşünmeye de gerek yoktur.Başkası olamaz...Çıplak olacak..."Dama çıkma baş açık" diyen türküler yerine,"çakkıdı çakkıdı oynaşalım kız" diyen şarkılar söylenecek...Kadınların giyinik olması ile "göz zevki" arasında bağlantılar kurulacak,çıplak kadınların ve çıplak kadın resimlerinin göz zevkini canlı tuttuğuna dair,Üniversite Öğretim görevlilerinin beyanatları gündeme gelecektir.