Nereden çıktı bu kızlar?
16/4/2008 -Kategori: Basortusu
Homo-laicus toplantılarda,eskiden, Üniversitelerde, "başörtüsü talebi"nin hiç olmadığı söyleniyor ve "Bunlar,1980'den sonra siyasi bir hareket olarak ortaya çıktı" deniliyor. Böylece,kendi akıllarınca, olayın,"siyasi" olduğu isbatlanmış oluyor.
Bu söylem ne kadar doğru: Ne kadar gerçekçi..Ne kadar yerinde..Veya ne kadar saçma!?
Gerçekten de,1968 yılına kadar,Üniversitelerde,"başörtüsü talebi" İlahiyat Fakültesi de dahil olmak üzere hiç bir yerde olmamış. 1968 yılında,Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Hatice Babacan isimli bir öğrenci "başı örtülü" olarak okumak isteyince,Türkiye Üniversiteleri böyle bir olayla karşılaşmış. Olayı,bu şekilde değerlendirdiğinizde,homo-laicus toplantılarda anlatılanlara hak vermemek elde değil.
Ama...
Evet,gerçek bu.Ama, Türkiye'de belli bir zamana kadar,kız çocuklarının okullara hiç gönderilmediğini,kızlarını okula gönderen ailelerin "katilik" olarak dışlandıklarını düşünürseniz, olmayan kız öğrencinin,başörtüsü talebinin olmadığını akıl etmek çok da zeki olmayı gerektirmediğini de düşünür ve söylenenlerin sağlıklı bir dğerlendirmeye dayanmadığını görürsünüz.
En sosyetik bir okulda dahi kız öğrenci sayısı,"Hababam Sınıfı" örneğinde olduğu gibi üç-beş çiçek kadar olduğunu görebilirsiniz.Bunlar da,zaten,toplumun,başını örtmeyen bir takım mahfillerinin çocukları olması sebebiyle,"Anasının kızı"
olmaktan öteye bir kıyafet giyemezler ve başka bir kıyafeti taleb edemezlerdi. Dolayısıyla,gerçekten,başörtüsü talebi hiç yoktu.Varsa bile dile getirilmiş de değildi.
1975-76'DA NE OLDU?
Öyleyse,şimdiki vakıaya baktığımızda,gerçekten,bu kızların 1980'den sonra,nereden çıktıklarını gelin,hep birlikte sorgulayalım.
Türkiye'de,"dindar kesim"in "Devlet okulları" ile barışması İmam-Hatip Mektebleri ile başlar...Hele,kız çocuklarının okullaşması ise İmam-Hatip Mekteplerinin, "Kız öğrenci" almaya başlamasıyla hız kazanır..Nüfus yapımız, şehirleşme ve kız çocuklarının okullaşma süreci üzerine yapılacak bir araştırma,hemen ilk elde, kızların okullaşma zamanının 1976 yılından sonra hızlandığını görecektir. Çünkü,1975 yılına kadar,İmam-Hatip Liseleri,bir "Meslek Lisesi" ve "Erkek Mektebi"idiler.İmam-Hatip liselerinin,bir "erkek mektebi" olması,o günün "homo laicus" kesimlerin tepkisini çekiyordu.Bu kesimler olayı "kadın düşmanlığı" şeklinde ele alıp "-Bunlar kadını şeytan gören anlayıştadırlar.Bu yüzden,kadının dini eğitim almasını bile kabul etmezler.İşte bakın, İmam-Hatip okullarına bile kız öğrenci almıyorlar. Çünkü, bunlar, kadını şeytanın bir şubesi olarak görürler." diyorlardı.Sonunda,bu konuşmalardan etkilenen bir "baba" "Gericiler"e inat olsun diye,kızını alıp İmam-Hatip Lisesi'nin kapısına dayanmış ve "Cinsiyet ayrımı yapamazsınız. Bu Atatürk ilkelerine ve Çağdaş Cumhuriyet değerlerimize aykırıdır.Kızımı bu okula kayıt edin" demiştir.Bu "Çağdaş" vatandaşımız,okulun "Kaydolmak için erkek olmak şarttır." şekilindeki yönetmelik maddesi (İdari yönetmelik madde 117) ile karşılanmış ve bu "çağdaş talep" hemen oracıkta reddedilmiştir.
Ancak,bu çağdaş vatandaşımız,aldığı bu red cevabı ile bu "Çağdışı" yönetmeliği "DANIŞTAY" nezdinde dava etmiştir.
Bu anlattığımız olay 1975 yılında olmuştur.Danıştay,bu dava sürecinde,Milli Eğitim Bakanlığı'ndan "savunma" istemiş ve Bakanlık,bu yönetmeliğin Milli Eğitim Şurası ve Talim-Terbiye Genel Müdürlüğü kararlarına istinaden bu şekilde olduğunu beyan ederek, "erkek olmak şarttır" maddesinin,bu okullarda verilen eğitimin özelliğinden kaynaklandığını belirtmiştir.Fakat,Danıştay,bu savunmayı yeterli görmemiş olacak ki,aldığı bir "ara karar" ile Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan da görüş sormuştur...(Danıştay'ın,Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan görüş istemesi o zamanın hakimlerine göre Laikliğe aykırı görülmediğini ayrı bir yazı konusu sayarak geçelim...) Danıştay,Diyanet işleri Başkanlığı'ndan,İmam-Hatip Okullarında okutulacak kız öğrencilerin istihdam alanlarının olup-olmadığının bildirilmesini istemiştir..Diyanet,bu soruya verdiği cevapta,bu okulları bitirecek kız öğrencilerin çeşitli alanlarda istihdam edilebileceğini ve bu eğitimi kızların da almasının toplumsal fayda sağlayacağını bildirir. Danıştay, sonunda, İmam-Hatip Okulları Yönetmeliği'nin "Erkek Olmak şarttır" maddesini iptal eder. (Danıştay 11.Daire 1975-24 Esas No'lu 1976-4374 sayılı karar)
Böylece,1976 yılından itibaren,Çağdaş bir "Baba"nın mücadelesi ile "Haydi Kızlar İmam-Hatibe" dönemi başlar..
1976 yılına kadar,erkek çocuklarını bile okullara göndermeyen aileler, "Mademki dini eğitim de alacaklar.O halde,kızlarımızı da gönderelim" diye ellerinden tuttukları kızlarını,İmam-Hatip okullarına kayıt ettirmişlerdir.Anlaşılacağı gibi, bu çocuklar, 1976 yılında okullara kaydolmuşlar,1980 yıllarında da Lise Mezunu olarak Üniversite kapılarına dayanmışlardır.
Böylece,anlaşılmış oluyor ki:...Homo-laicus kesimlerin,"Nereden çıktı bu kızlar?" diye sormaları ve bunu bir "siyasi hareket" olarak görmeleri kendilerine ait bir başka hezeyandır.
Vaktiyle.."Bunlar kadın düşmanıdırlar.Bunlar,kadını şeytanın bir şubesi olarak görürler.İşte bakın,din eğitimi veren İmam-Hatip Okullarına bile kız öğrenci almıyorlar..." diye çağdaş hörelenmeler yapmasaydılar ve Danıştay Kapısını
zorlamasaydılar, şimdi "Nereden çıktı bu kızlar?" diye bir soruyu da sormayacaklardı.
Bir de.."Allah'ın sopası yoktur" demiyorlar mı?
Kendi cehennemlerini kendileri kuruyorlar.Haberleri yok...
Herkeslere selamlar.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BAŞÖRTÜSÜ ZİNAYI ŞİKAYET Mİ EDİYOR?
29/3/2008 -Kategori: Basortusu
Partiler,”Başörtüsü” konusunda özgürlük adımları atıyorlar diye kapatılıyorlar. Bir parti,”Zina”yı suç olmaktan çıkardı diye ayakta alkışlandı.Ancak,Üniversitelerde okuyan kız öğrencilerin başlarını örtebilmelerine imkan sağlayan düzenleme yapmaya kalkıştı diye,şimdi kapatılma tehdidi altında…
Başörtüsü konusu,Türkiye’de ,öyle anlaşılıyor ki,bazı kişiler ve güçler için “namus meselesi” haline gelmiş…Hani,”namus” dediysek,sanılmasın ki,gerçek anlamda ”namus”tur. Bunlara yakışacak olan “namus” üç heceli ve iki adet “na” barındırıyor. Yoksa, keşke, koruyacakları bir namusları olsa da biz de edebimizi muhafaza etmiş olsaydık.
Kitaplarda mı okuduk yoksa vaazlarda mı dinledik,tam olarak bilemiyorum:..Efendimiz buyurmuş ki:. “Öyle bir zaman gelecek ki,o zamanda sokaklarda serbestçe zina edilecek. Zina yasak olmayacak ve fakat zinayı şikayete giden ceza görecek.Çünkü,şikayet mercii makamlarda öylesi ilişkilerden doğmuş insanlar olacak!...”
Zina’yı suç olmaktan çıkaran hukuki düzenlemeler sırasında,”yasak”lığı yönünde direnç meydana gelince, bütün Avrupa’nın ve yerli işbirlikçilerinin nasıl ayağa kalktıklarını düşünün. Sonunda, zina konusundaki düzenleme namus anlayışlarına uygun şekilde gerçekleşti de Türkiye büyük bir gerilimden kurtuldu. Bakıyorum da, meşhur İddianame içeriğinde bu konu hiç yok. Sayın Savcımız,”Bu parti bir yandan, kişilerin zina edebilmelerini yasal güvence altına alırken, öte yandan, kadınların başlarını örtebilmelerine imkân sağlayacak düzenlemeler ile toplumda sağlıklı bir şekilde değerler sistemi oluşmasına darbe üstüne darbe indirmektedir.” Deseydi, gerçekten,toplumun hukukunu koruma yönünde görevini yapmış olurdu.Ama,Savcımız böyle demiyor:..Zina, onun şikayet konusu değil…Kadınlar,nasıl olur da başlarını örtebilirler?...Bir parti,nasıl olur da Üniversitelerde okuyan kız öğrencilerin başlarını örtebilmelerine karşı çıkmaz…Bu Elli kere,yüz kere,bin kere laiklik ihlalidir…Savcımız,
bundan şikayet ediyor…Laiklik,meğer,namuslu olmaya karşı bir ilm-i hal imiş…Halbuki,biz laikliği,”namus” konusunda “nötr” bir kavram olarak bilirdik.
BAŞÖRTÜSÜ ZİNAYI ŞİKAYET Mİ EDİYOR?
Şimdi,basit anlamda düşünelim: Bu ülkede,yasak olanın “zina” olması gerekiyor. İnançlarımıza aykırı olarak zina artık hukuken yasak değil…Yasak olmamasını anladık. Anladık anlamasına da,acaba diyorum:..Böyle bir ortamda kadınların başlarını örtebilmelerinin yasak olması ve üstelik bu yasağa örgütlü olarak karşı çıkmanın “ceza”landırılma sebebi sayılması,bunu böyle sayanlarca “zinayı şikayet” olarak mı algılanıyor? Bu yüzden mi,şikayetçi konumundaki başörtüsüne ve başörtüsünü savunanlara ceza verilmeye kalkılıyor?
Sormak gerekmiyor mu?...Başörtüsü,zina’yı şikayet anlamı taşımıyorsa…Başörtülü insanlar ve başörtüsünü savunan insanlar bu sebeple cezalandırılmak istenmiyorsa,hangi sebeple,bir insan,bir başka insanı,başını örttüğü ve başörtüsünü savunduğu için cezalandırmaya kalkabilir?..Hangi hukuk sistemi,böyle bir cezalandırma sistemine rıza gösterebilir?
Ben,şahsen, Başörtülülerin ve başörtüsünü savunanların cezalandırılmaları yönündeki gayretleri,bir hukukileşme çabası olarak görmüyor ve göremiyorum…Bunun sebebi, bu topraklarda yüz yıllardır “hadis” diye kıymet verilen yukarıya alıntıladığım sözlere olan inancım olabilir…Düşünüyorum ki,başörtüsü zinayı şikayet ediyor ve bu zaman öyle bir zaman ki,şikayet edilen değil de şikayet eden cezalandırılmaya kalkılıyor. Çünkü,ortaya şahsa yönelik bir tecavüz ortaya çıkıyor ve şahıslar,kendilerini savunmak zorunda kalıyorlar…Başörtüsünü savunanlara karşı cezalandırma arzusu ancak böylece hukuki bir alan bulur.Bunun sebebi de, yürürlükteki kanunlara göre,zina her ne kadar yasal koruma altında olsa da,zina ile meydana geldiği sabit kimselere dahi, zina mahsulü olacak şekilde peydahlanmış olmalarına uygun isimlendirmenin,isimlendiren kişi aleyhine cezalandırılmaya müstahak bir fiil olarak tanımlanmış olmasıdır…Gavura nasılki gavur denilemiyor bunlara da kendi durumlarını bildiren isimlerle hitab etmek veya bu hitabı çağıran şikayetler yapmak da yapılamıyor,zahir.
Sonuç olarak,bazı şahıslar,başörtüsü ile zinanın şikayet edildiği inancı ile kendi hal ve ahvallerine yönelik bir tecavüz olduğu zehabı ile hareket ederek,başörtülü olmayı ve başörtüsünü savunmayı,kendilerine yönelik bir isimlendirme şeklinde mi algılıyorlar?..Bilemiyorum.
Değilse,bu gayret,bu hiddet,bu şekavet niye?
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Öfkemizin Toplumsal Barışa katkısı mı var?
21/1/2008 -Kategori: Basortusu
Farkındamısınız,eskiden,Fransız askerlerinin Kahramanmaraş’taki kadınlara yönelik “peçe açma” girişimlerini “Fransız alçaklığı” şeklinde anlatır ve Kurtuluş Savaşı’mızın bu tür pislikleri temizlediğinden gururla bahsederdik.Maraş’ımızı “kahraman” yapan bu destan,yirmi yıla yakın zamandır artık anlatılmıyor…Destanın anlatılamaması,Fransız alçaklığının bir “alçaklık” değil,bir “toplumsal barış projesi” şeklinde algılanmasının “resmiyet” ve “hukuk”iliğe yansımasından kaynaklanıyor.Nitekim,son Yargıtay ve Danıştay bildirilerinde kadınların başlarının zorla açtırılmasının “toplumsal barışın gereği” olduğundan hareketle,”kadınların başlarını örtmelerinin serbest bırakılması toplumsal barışın devamı için ciddi bir tehdit” açıklaması yapılıyor.
Sormak gerekmiyor mu?
Ben bir “kız çocuğu babası” olarak, yirmi yıla yakın zamandır,hiddetimi ve öfkemi nasıl zapt edeceğimi düşünüp duruyorum.Çocukluğumu Fransız alçaklığını okuyarak yaşamış bir Cumhuriyet insanı olarak,kendi çocuklarıma Fransız alçaklığını anlatamamış olmanın verdiği ezikliği yaşıyorum.Çocuklarıma,İstiklal Savaşı’mızı anlatmamanın ve anlatamamamın eziyetini çekiyorum.Çünkü, ne zaman konu edilse,Kahramanmaraş’taki Fransız alçaklığı dilime geliyor ve fakat bu alçaklığın Türkiye Cumhuriyeti Mevzuatına aykırılık oluşturmadığından hareketle,korku ile konuyu kapatmaktayım.Üstelik,bu konu Türkiye’mizin her gün gündeminde ve bu da yetmiyormuş gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “beka”sı ile özdeşleştirilerek dayatılmaya çalışılıyor.Kadınların başlarını örtmelerinin serbest olması Toplumsal Barışa yönelik bir tehdit olduğu gibi,Devletin Bekası için de aynı tehdit özelliği taşıyormuş.Bu yüzden de “serbest” olması olası değilmiş.Çünkü,”kamusal alan” diye bir “kavram” varmış.Bu kadınlar,okurlarsa “diploma sahibi” olurlarmış.Eğer diploma sahibi olurlarsa bu diplomalar ile “kamusal alan”da “görev yapmak” isterlermiş.Halbuki,hiç “başörtülü subay” hiç “başörtülü hakim” olurmuymuş ve devam…
Düşünmeniz gerekmiyor mu?
Bu Devlet İstiklal Savaşı’mızı yapan insanların devleti değil mi? Bu devlet,kurtarıldıktan ve kurulduktan sonra bir daha mı kuruldu ve kurtarıldı?
İstiklal Savaşı’mızın “kadın” kahramanları….Çocuğunun kundağını taşıdığı silah ve mermilere “sütre” yapan o mübarek analar….”Ordu”suna silah taşırlarken “kamusal alan”da değillerdi de şimdi mi o alana giriyor oldular?..Üstelik,”giremez” oldular.
Utanmanız gerekmiyor mu?
Kadınların,giyim ve kuşamlarına bakarak,onlar hakkında “ahkam” üretmeye kalkan bilumum güçlere,kurumlar,kişilere ve zevata sesleniyorum:
Sizler,kendi “ıyal” ve “aile”niz hakkında istediğiniz bakış açısına sahip olabilirsiniz .Bu,sizin,tiynet ve cibilliyetiniz ile ilgilidir.
Ancak,milletin kadınlarının giyim ve kuşamlarına,kılık ve kıyafetlerine “bakma” neticesi ile “kadın”lar üzerinde hüküm yürütmenizin,sadece size ait bir tiynetsizlik ve cibilliyetsizlik oluşturmadığını artık anlayın ve akıl ediniz.Kendi kadınlarınız,ister bikini ile olsunlar ister başka bir kıyafetle….Onlara bakılmasından ve onların giydikleri ya da giymedikleri kıyafetler ile onlara “cibilliyet donu” giydirilmesinden sizler nasıl ayağa kalkıyorsanız ve kalkarsanız,biz de kadınlarımızın “giydikleri” yüzünden onlara bakılmasından ve onlara “rejim postu” giydirilmesinden hoşlanmıyoruz.Bu konuda yıllardır birikmiş öfkemizin patlamamış olmasını “toplumsal barış” diye algılarsanız yanılırsınız.Bu öfkenin toplumsal barışa katkı sağladığını düşünmenizden daha büyük bir düşüncesizliği de akıl edemezsiniz zaten….İsterseniz,devam edin….Fransız alçaklığını ders olarak okumuş olanlar,çocuklarına,sizi “ders” olarak öğrettiklerinde “toplumsal barış”ın ne anlama geldiği elbette daha iyi anlaşılacaktır.
Toplumsal barış,insanlarda öfke biriktirmek değildir.Öfke birikiyor ve bu öfkenin toplumsal barışa hiçbir katkısı yoktur.Ne kadar sıkı kontrol edilirse edilsin…..Fransız alçaklığı,alçaklığın sonu hakkında yeterli bir tarihi derstir…Bırakın da biz sizi değil de bu Fransız alçaklığını anlatalım.Sonuçta,anlatılan alçaklıktır.Yani,kaybettiğiniz bir şey olmayacaktır
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SİZ HANİ KANUNLARI UYGULARDINIZ?
30/9/2007 -Kategori: Basortusu
“Başörtüsü Yasağı” başlangıcından bu güne “sahipsiz” idi..
“-Bu yasağı kim koydu?” diye bir soru sorduğunuzda,topu herkes “ötekisi”ne atardı ve kenidleri “Emir kulu” olurlardı.
Şimdi…”Takke düŞtü” ve “kel göründü!”.”Kanun Koyucu” böyle bir kanun koymadığı halde,”Emir Kulları”nın binlerce insanımızı mahrum ve mahkum eden bir yasağı icra ettikleri ortaya çıkıyor.
Bu yasağın sahiplerinin,bu günlerdeki beyanlarının “arşiv” kayıtlarını iyi tutmak gerekiyor.İyi tutmak gerekiyor ki,şimdiye kadar işlemiş oldukları suçların cezasını çekmeye çekildiklerinde “Biz emir kuluyduk” diyemesinler..O kadar iyi tutmak gerekiyor ki,”Benim anam da başörtülü” dediklerinde,bu deyiş,onların suçlarını örtememeli…Analarının başörtüsü ile kendi suçlarını örtmeye kalkan bu densizler,bu defa başarısız olmalı …Suçları ile örtüsüz ve “çıplak” kalmalılar.
ŞİMDİ KONUŞUYORLAR!...
“Başörtüsü Üniversitelerde yasal olursa,yarın,kamu görevlerindekiler de bu hakk’dan yararlanmak isterler.Sonra..ilköğretim çocukları…” diyorlar.
Görüyormusunuz,kimlerin konuştuğunu?....İnsanların haklarını isteyebileceğini söyleyerek başka insanları korkutmaya kalkıyoırlar….
“Kamu Görevlileri” de bu “Hakk”dan yararlanmaya kalkar…mışlar.
Peki,bu hakk’dan yararlanırlarsa ne olurmuş?
-Bunlar kamu görevlilerinin “tarafsızlığı”na gölge düşürürmüş….
-Peki,bu nasıl olurmuş?
-Kadınlar,”resmi” görevlerinde “başörtülü” olurlarsa,bu onların “hangi” dinden olduğunu belli edermiş ve dolayısıyla “Müslümanlar”a karşı taraflı davranırmış….
-Yok yaww…
-Tabii tabii…
-Peki…Siz…şunca çeteci…biribirlerinizi nerelerinizden tanıyorsunuz da,hepiniz Bremen mızıkacıları gibi aynı gürültüyü çıkarabiliyorsunuz?
-Orasını karıştırma!...
-Tamam karıştırmayalım… Siz konuşarak veya işaretlerle değil,”koklaşarak” tanışırsınız… da…”-.Bu “Müslüman Türk Milleti” biri birlerinin “Müslüman” olduklarını zaten bilmiyorlar mı?” diye bir soru sorsak, ne dersiniz?
-Bu “Türban” dinsel bir giysi değil ki,bu “siyasal” bir giysi.
-Peki senin anan da mı bizim partiden de bu yüzden mi başını örtüyor?
-Benim anam,”mahalle baskısı”na daha fazla dayanamadı ve o da başını açtı!...
-Hakketen mi?
-Tabii….Türkiye gittikçe modernleşiyor….
-Desene,artık,”Ananın başörtüsü” ile “Din Düşmanlığı”nızı örtemeyeceksiniz?
-Ne demek istiyorsun?
-Bak…Burada “siyasal simge” dediğinize,AİHM kayıtlarında “dinsel simge” diyorsunuz.Burada,Ananın başörtüsü ile örttüğün dinsizliğini AİHM kayıtlarında örtme gereğini duymuyor ve onların İslam’a bakışlarına sığınarak “-Aman gözünüzü açın!...Önünüze “özgürlük” diye getirilen bu mesele,Türkiye’de Fundemantalist Dinciliğin bir simgesi olarak millete dayatılmaktadır.Türk Devleti Kurumları olarak bu dinsel baskıya dayanmamız için bize güç ve destek verin” diye tepiniyorsunuz.
-Ne var bunda…Kendimizi savunuyoruz.
-Kime karşı?
-Dinciliğe karşı!...
-Hani bu mesele siyasi bir mesele idi.Hani dinsel değildi.Hani,senin ananın başındaki örtü dinsel bir örtü,bizim başımızdaki siyasaldı.O halde,senin anan değil de niye ben mahkum oluyorum?
-Benim anam başını açtı.
-Tabii…Bizim konuşmamız boşuna.Senin anan başını açtığına göre..örneğimiz de senin anan olduğuna göre…Biz de başımızı açacağız…Değil mi?
-Tabii…Biz Atatürkçüyüz.Biz Atatürk'ü örnek alıyoruz.
-Atatürk’ün anası da,Hanımı da tesettürlü idiler.Sen Atatürkçü olsan,O’na yakın kadınlara saygı duyar ve onların kılık-kıyafetlerine saygılı olursun.
-Ama,Atatürk rakı içer ve modern kadınlara şarkı söyletip onları oynatırdı.Bunu da inkar edebilirmisin?
-Niye inkar edeyim.Ağzınla söylüyorsun…O tür kadınlar,rakı masasının mezesi idiler ve onları oynatırdı…
-?...
-Şimdi anlaşıldı,ananın başını niye açtırdığın….Anladım,anladım…Sakın anlatmaya kalkma….Sen kanunları uygulamaya devam et….Burası Türkiye. Daş düşebülüür.Atatürk dirilebülüür.
Herkeslere selamlar.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Tekrar düşünün: Çağdışı olan Türban mı yoksa Başörtüsü mü?
16/5/2007 -Kategori: Basortusu
Genel Kurmay’ımızın son bildirisinde “başörtülü kızlar” için “Çağdışı kıyafetliler” denilmektedir.
Bu ifadeye göre,Genel Kurmay’ın şimdiye kadarki duruş ve söylemleri ile bu ifadeyi yan yana koyarak tekrar düşünelim.
Şöyle düşünelim: Genel Kurmay’ımız,”Biz,halkımızın başörtüsüne karşı değiliz.Başörtüsü’nün,bir siyasal simge haline getirilmiş şekli olan Türban’a karşıyız ve bunda da haklıyız” demiştir ve bildiğimiz kadarı ile halen bu görüştedir.Genel Kurmay’ın görüşüne katılanlar da “yalakalık”larından dolayı değilse,böyle bir görüşü onlar da benimsedikleri için,destek vermektedirler.
Şimdi:…Başörtülü olarak ilahi okuyan çocuklar için “çağ dışı kıyafetlerle” tanımı yapıldığına göre sormak gerekiyor.
İlahi okuyan kız çocuklarının başındaki giysi,Genel Kurmay’ımızın görüşüne göre,”türban”mı yoksa “başörtüsü” mü olmaktadır?
Başörtüsü olduğunu düşünelim:…Hani,Genel Kurmay’ımızın “başörtüsü” ile bir sorunu yoktu?
Türban olduğunu düşünelim:…Daha,dün…Daha,yirmi senelik ömrü olmayan…bir giysi…Henüz,varlığı bile oluşmamış…Ortaya çıkışı ile bir “modernite” olan bir giysi…Karşı çıkanların bile “İslama karşı bir modernleşme gayreti” dedikleri…”siyasal” olan bir giysi,hangi beyinsel gayret ile “çağdışı” ilan edilebilmektedir?
Dilimizde “asker sözü” diye bir deyim vardır.Bu deyim,”asker sözü”nün,kaypaklık taşımadığını ifade için söylenir.Yani,sözü,asker söylemişse,o sözde kaypaklık,döneklik ve iki yüzlülük yoktur demektir.
Peki..Şimdi…Genel Kurmay Bildirisi’ne girecek kadar iddialı bu söze,Türkiye’mizde,hangi asker açıklık getirebilecektir.
Sorumuz şudur:İlahi okuyan kız çocuklarının başlarındaki “çağdışı kıyafet”ler,Türban mıdır yoksa Başörtüsü müdür?
Milletin ekmeğini yiyen ve milletin silahını taşıyan rütbeli bir asker…”Asker gibi” cevap versin.
-Siz,kadın giyim uzmanlığınızı nerede ve hangi cephede kazandınız?