O CEZAYI O KADINA KİM VERDİ?
8/6/2009
Bir kadın...Çocuğunu götürüp çöp bidonuna atıyor. Düşünebiliyor musunuz...Kendi çocuğunu götürüp çöp bidonuna atıyor. İnsanlar "Bu ne vahşet?" diye söyleniyorlar..Kendilerine hiç bir pay çıkarmadan istedikleri gibi konuşuyorlar. Halbuki...Sadece şöyle bir soru sorsalar: "Bu tür kadınlar,eskiden,çocuklarını cami önlerine veya karakol kapılarına bırakırlardı...Şimdi çöp bidonuna atmış..Neden?" Her şeye bir yorum getiren...Dünyada olup biten her şeyi kendi dışında gören..Vicdan kanaması yaşamamak için vicdan kanatmayı görev bilen bizler...Böyle bir soruya cevap verebilir miyiz? Cevap veremeyiz...Veremiyeceğimizi biliyoruz...Ama,bari soruyu sorabilir miyiz?..Onu düşünelim. Soruyu sormak aynı zamanda cevap da vermektir.Bu yüzden soruyu soramıyacağımızı da biliyorum. Belki o kadın,böyle bir soruyu soramıyacağımızı da bildiği için o çocuğu götürüp çöp bidonuna atmıştır. Olamaz mı? Olamaz...Değil mi...Çünkü biz çok temiz insanlarız... O kadın...Peydahladığı çocuğu getirip de bizim kapımıza bıraksaydı...Tıpkı filimlerde olduğu gibi o çocuğu biz kendi evladımız olarak bağrımıza basardık...Kanun veya başka sebeplerle korkarak kendi bağrımıza basamasak bile o çocuğu, devletimizin müşfik ellerine emanet ederdik...Emanet etmekle de kalmaz..Gözümüz,artık hep o bebek üzerinde olurdu. Gerçekten böyle mi olurdu? Soruyu burada bırakalım...Bu soruyu da kendimizi sorgulamadan cevap veremeyiz...Kendimizi sorgulamak ise bizim yapacağımız bir şey değil...Ne olur ne olmaz...Bu konuda kendimizi sorgulamaya kalkarsak, o kadının yatak hikayesine bile kendimizi karışmış buluruz.Bu yüzden,bu soruyu da sormayalım... Sorular yerinde dursunlar...Gelelim,kadının hikayesine... Kadının hikayesini ölçü alarak...Üzerimize emanet edilmiş "din" üzerinden,emanet ile olan ilgimize....gelelim. Kadın.."Zina" etmiş ve "gayr-ı meşru" bir çocuk dünyaya getirmiş... "Çağdaş toplum" olarak,bizler,olayın "iki kişi" arasında cereyan etmiş bir ahlaksızlık olarak görülmesinden yanayız...Yanlış cinsel tercihler sözkonusu olmuş ve çöp bidonuna atılan bir çocuk olayı ile karşı karşıya kalmışız...Ortadaki suç "zina" değil de bir çocuğun çöp bidonuna atılmasıdır...Bir de "cinsel tercih" diye belki yaşı dolmamış bir "kız"ın tercih edilmş olması,kanunlara göre "suç" teşkil ediyor...Hamile bırakan kişiyi böyle bir suçtan dolayı yargılayıp cezalandıracağız...Belki,biraz da aşağılayacağız...Onu,kendimizden aşağılara atacağız. Bir kadın,yavrusunu çöp bidonuna atıyor. Hiç kimsenin ona reva göremiyeceği cezayı,o kendisine veriyor.Kimbilir hangi duygularla ve iniltilerle...İçinde hangi kutsal beklentileri de yaratarak,karnında dokuz ay taşıdığı...Belki aradabir de okşadığı yavrsusunu, "Göbek Bağı"nı kestikten sonra götürüp çöp bidonuna atıyor...Nice bin anne adayı,öyle bir anı beklerken...Doğurduğu yavrusunu koklamak için can derdine düşmüşken..O kadın..O yavruyu çöp bidonuna atıyor. Karşısında ne Nemrut var ne de Firavun..."Çocuk doğurmak yasak!" diyen Cengiz Han da yok... Yaşadığı hayatta,çocuk doğruduğu için cezalandırılmış kimseyi de görmüş değil...Hangi suça hangi ceza verilir..Onu da bilmiyor...Ama,doğurduğu çocuğunu götürüp çöp bidonuna atıyor...Hiç birkadına,hiç bir zalimin yapmadığı zulmü,o,kendisine reva görüyor. Düşünün bakalım...O kadına o cezayı kim veriyor? "O zina edenler için ebedi mahrumiyet vardır" buyurulduğu halde...Zina için yürüyen ayaklarımızı daha sıkı atma gayretine giriyorsak...Böyle bir soruyu da kendimize soramayız..."Zina'ya yaklaşmayın" buyurulduğu halde,zinadan uzaklaşmamak için nelere katlandığımızı da düşünemeyiz... Siz...Düşünmeyin...Biz de düşünmeyelim...Ama bilelim: O cezayı o kadına "şeriat" verdi...O kadın,kendi elleriyle,Şeriat'in kendisine uygun gördüğü cezayı kendisine verdi. Allah Teala.."Şeriat"ini uygulamak için size muhtaç olmadığını çöp bidonuna atılmış bebeğin dilinden söyledi. Çöp bidonundan alınan bebek,bir gün "anne" de diyecek...Onu çöp bidonuna atan annesinin ayaklarına kapanma cesaretini de gösterecek...Anacığını kutsayacak.. .Ve belki bir gün,çöp bidonundan dirilmiş o çocuk...bize dönerek şöyle diyecek: -Siz...Hayat süren leşler...Sizi kim diriltecek.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İLK GÜNLERDE DE AĞLAMAK YASAKTI!...
2/6/2009
Doksanlı yılların başı…TRT Televizyonu Pekakalı ölülerini santim santim teşhir ediyor.
Öldürülmüş ve sürüklenerek bir araya getirildikleri belli “insan” ölüleri…Kendileri öldürülmüşler ve üzerlerine televizyon ekranlarından nefret yağıyor.
Bir yerlerde..Bir “ana” gizli gizli ağlıyor. Bir Allah’ın kuluna,çıkıp da “-O üzerine nefret yağdırdığınız o çocuk benim çocuğum…” diyemiyor…Bir Allah’ın Kulu da gelip de o “ana”nın “ağlama ortağı” olmuyor ve olamıyor.
…
Adapazarı istikametinden İzmit’e geliyorum. Yoldan bir “polis memuru” alıyorum arabaya.
Konuşuyoruz.Söz,terör ve teröristlere geliyor…”Öldürülmüş” teröristlerin,sürüklenmiş cesetlerinin televizyon ekranlarından teşhir edilmelerini tenkid ediyorum ve şöyle diyorum:
-O insanlar,gökten zenbille inmediler.O insanlar,bu topraklardan bir ananın ana kuzusu…Bir babanın evladı..Bir amcanın,bir halanın,bir teyzenin ve bir dayının yeğeni…Bir dedenin bir ninenin torunu…Bir genç kızın ve bir delikanlının kardeşi…
-Kaldı ki,o insan hiç kimsenin hiçbir şeyi olmasa bile…Yine de “insan”dır.
-O insan,insanlıktan çıkmış olabilir ama…Bizim görevimiz,mutlaka ve mutlaka insan olmaktır.
Polis memuru çıldırmak üzere…
-Ne yapalım yani..O şerefsizlere bir de madalya mı takacağız?
Ona şöyle diyorum:
-O insanları,suçlarının cezası olarak öldürmüş olsak bile,anaları-babaları ile birlikte onlara ağlamak mecburiyetindeyiz.
Arabamıza “insanlık olsun” diye aldığımız,polis memuru,elinden gelse beni tutuklamaya kalkacak…Çıldırasıya bağırıyor ve şöyle diyor:
-Sen ne diyorsun?...Onları geberteceksin..Sadece gebertmeyeceksin..Hepsini paramparça edeceksin..Her parçasını bir dağda kurda kuşa yem olsun diye atacaksın..Kellesini de getirip anasının kucağına vereceksin.
….
Yıllarca,meseleye o polisin gözü ile bakıldı…
Bazı “ana”lar gizli gizli ağladılar…Niye ağladıklarını kimseye söylemeden..Söyleyemeden ağladılar…Çocuklarına ağladıklarını kimseye söyleyemeden ağladılar.
Giderek çoğaldılar…Öldürülmüş terörist sayısınca çoğaldılar.
İlk zamanlarda,gizli gizli ve neye ağladıklarını söylemeden ağlayanlar belli bir sayıya ulaşınca,birlikte ağlamaya başladılar…Her terörist ölüsüne,”kendi çocuğu” görüntüsü de vererek ağladılar…Yani,ortadaki ölü kendi çocuğu değildi ama o,ortadaki ölüye “benim çocuğum” dedi…İlk zamanların “utanç”dan doğan gizli “ağlama” durumu, “aşikar” olma hevesi ile artık “gurur arayışı”na dönüştü.
Ancak..Şimdi,bir başka şekilde ve bir başka gerekçeyle…”Ana”lar,çocuklarına sarılıp da doya doya yine ağlayamıyorlar…Çocukları,dün “pislik” olarak ellerinden alınmıştılar…”Pislik” olarak teşhir edilmişlerdi…Şimdilerde ise..”kahraman” olarak ellerinden alınıyorlar ve “kahraman” olarak, sokak sokak..kasaba kasaba..köy köy ve şehir şehir ve kanal kanal teşhir ediliyorlar.
Ve…Çocukları öldürülmüş “ana”ların artık ortak bir yanları var.
Hiçbir ana,yavrusuna,doya doya ağlayamıyor…”Ana”mız,ister “asker” anası olsun,ister “terörist” anası olsun…İkisi de,yavrularına doya doya ağlayamıyorlar.
Her iki anaya da “komut” veriyorlar.
“Ağlama” diyorlar….”Sen ağlama…Biz senin çocuğunu kahraman olarak teşhir edelim…Kahramanların annesi de ağlamaz…Babası da ağlamaz…Ağlayıp da kahramanımızı incitme…”
Böyle ya da başka sözlerle…Tabut içinde giden evladına ağlamasını “ana”lara çok görüyorlar…Yüksekova’da “tabut içinde” giden “evlat” için de…Derince’de “tabut içinde” giden evlat için de…”Ana”larına “Sen ağlama…Dik dur” diyorlar…
İlk günlerde sadece “terörist anası” açıkça ağlayamıyordu…Şimdi,hiçbir “ana” açıkça ağlayamıyor. Ağladıkları zaman emir-komuta zinciri dışına çıkmış oluyorlar..
“Hepimiz kardeşiz” sadece türkülerde söyleniyor.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İÇKİ’NİZİN YANINDA DOMUZ YA DA KAN İSTER MİSİNİZ?
31/5/2009
Kadehlerinizi “cınn”latmadan ağzınıza götürmüyorsunuz... “Şerefe” de diyorsunuz. Karşınızdakilerin kadehine dokundurmadan ve “şerefe” demeden içki içmenin bir “edep” olduğuna “edep üstü” bir edeple inanıyorsunuz. Masanızda olağanüstü bir düzen ve hiyerarşi mevcut…Garsonlar,her hareketinizle harekete geçiyorlar…Suyunuz eksildi…Sizin el işaretiniz emir oluyor..Suyunuz hemen tamamlanıyor. Kralsınız..Kral sizsiniz. Anason kokusu içinde,burnunuza “et kokusu” geliyor…Garsonlar,senin için balık hazırlamışlardı ama sizin canınız o kokan etten çekti. -Et..dediniz. Garson,senin kim olduğunu unuttu ve bir çırpıda,size şöyle dedi:… -Domuz eti var efendim…Hem de çok taze..Nasıl emr edersiniz? Masada ne varsa her şey gözünüzde bir anda çöplük haline dönüştü…Bir çöplüğün başına oturmuş ve elinizde çatal ile çöpleniyorsunuz. Çatalı atıyorsunuz..Boğazınızdan geçmek üzere olan ne varsa dışarı atmak için elinizden ne gelirse onu yapıyorsunuz. On saniye önce kraldınız…Kral sizdiniz…Şimdi,çöplüğün başında nasıl kusacağına bir türlü karar veremiyen şapşal bir çaresize dönüştünüz. Ancak o da ne!...İçinizden güçlü..Çok güçlü birisi ayağa kalkıyor ve garsonu yakasından yakalıyor. -Ne diyon lan sen deyyusss!... Normal şartlar altında,ikiniz de denk insanlarsınız..Hatta,garson,senin yanında cüsseli de olur.Ama,içinden ayağa kalkan sen,kendini “dev” gibi görüyorsun…Garsonun kendini yerde bulması ve “Aman Abi!” demesi,seni daha güçlü hale getiriyor.Garsonu,tekmelemeye başlıyorsun…Araya girenler oluyor.Oluyor ama,seni durdurmak ne mümkün…Vuruyor,vuruyor ve vuruyorsun…Ayağındaki ayakkabılardan birisi masanın altında kalmış ama,sen ayakkabısız kaldığını da,aklının başından gittiğini de düşünemiyorsun. -Deyyusa bak..Ulan ben..Domuz mu yiyeceğim lann…Domuz seni!...Ulan sen beni kim sanıyorsun..Lannnn… Ağzından köpükler saçıyorsun…Boğazın kuruyor…Su içmen gerekiyor…Ama,sen,suya değil de “içki”ne uzanıyorsun. Olacak iş değil ya…Bir el,içkiye uzanan elinin üstüne biniyor ve bir yüz,yüzüne ve gözlerine baka baka sana şunları söylüyor. -Bak ağa…Domuz yemeyi dinine ve dindarlığına yakıştıramıyorsun ve sana domuz ikram etmek isteyen şu garibanı tekmeliyorsun…Ama,biliyor musun…Şu içtiğin içki ile şu hiç yemek istemediğin domuz eti,aynı surede ve aynı ilahi emirle sana yasaklanıyor…Bu garibanı,seni “haram yemeye davet” ettiği için dövüyorsun ama aynı düzeyde haram olan içki’yi kendi ellerinle içiyorsun…Şimdi..Ya şu garibanı ayağa kaldır ve özür dile ya da şu içki illetini yediğin için bu adamın yediğinden sen de yiyeceksin. Elini,adamın eli altından almak ve ona da tekme-tokat kabilinden dersini vermek istiyorsun..Ama,nafile…Elini bir türlü kurtaramıyorsun…İçinden ayağa kalkan dev giderek küçülüyor..Küçülüyor ve o kadar küçülüyor ki…İçinde kayboluyor ve artık sen..az önceki sen oluyorsun…Çaresizliğin verdiği teslimiyet ile kendini sorgulamaya başlıyorsun…Zaten,yapacağın başka bir şey de yok….Garson yerde çırpınıyor sen ise elini kaptırmış ve çırpınıyorsun. Kulaklarının duyduğu ve fakat sana söylendiğini henüz idrak ettiğin ses…Kafanın içinde eko yaparak duyduklarını tekrarlıyor…. -Domuz,içki ve kan…Hepsi…Aynı Sure içinde ve aynı emir kipi ile sana yasaklanıyor…Kan ve Domuz eti yemiyorsun diye kendini adam mı sanıyorsun lannn… Kulakların “cınn” seslerini duyuyor ama bu cınnlar kadeh sesine benzemiyor…Gözlerin yıldızları saymaya çalışıyor…Uykun geliyor ve uyuyorsun. Uyandığında,başına gelenleri hatırlayabilirsen..Çok şey öğrenmiş olacaksın. İyi uykular…
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KAÇ MİLYON YANLIŞ TAŞINABİLİR?
21/5/2009
Türkan Saylan bir “azize”dir…Fethullah Gülen bir haindir ve Türkiye düşmanıdır.
Türkan Saylan,bir azizedir.Çünkü,ölünceye kadar “eğitim” için çalışmış ve en az yirmibin öğrencinin okuyabilmesi için burs ve imkan sağlamıştır.
Fethullah Gülen bir haindir ve Türkiye düşmanıdır.Çünkü, şimdiye kadar yurt içinde ve yurt dışında binlerce okul açmış,milyonlarca öğrenciye eğitim ve öğretim imkanı sağlamıştır…Üstelik,henüz ölmemiş ve bu faaliyetlerine halen devam etmektedir.
Türkan Saylan,bir azizedir…Çünkü,Atatürkçüdür.Türkan Saylan,bir “Atatürk kadını”dır.
Türkan Saylan,azize olmak için hiçbir şey yapmamış olsa bile,literatürümüze “Atatürk Kadını” kelimesini kazandırdığı için bile “azize” olmaya layıktır..Layıktır ama,bu “azize” kelimesi de nereden çıktı.
“Azize” Arapça bir kelime…”Aziz” kelimesinin “dişil=müennes=feminen” olanı…Ama,sonuçta “Arapça” bir kelime. Bu kelimenin “Türkçe”si de var…Var ama..Şimdi,”Atatürk Kadını” dedikten sonra,”azize”nin Türkçesini nasıl kullanmalı…Neyse,biz,nasıl kullanacağımızı bilemesek de siz nasıl kullanacağınızı bilirsiniz…Evet,”azize”nin Türkçesi de “Ermiş Kadın” olmaktadır.
“Atatürk Kadını” ve “Ermiş Kadın” ikisini aynı kişide “cem” edeceksiniz. Bir kadın düşünün ki,hem “Ermiş” olacak hem de “Atatürkçü” olacak…İki hal de “canlı” olacak…Ne Atatürkçülüğünü öldüreceksiniz ne de Ermişliğini…
Valla..Çok zor bir konuya girdik…Yazıya başlarken,böyle bir zorlukla karşılaşacağımı bilseydim,böyle bir konuya girer miydim?
Üstelik..”azize” denilince de,aklımıza,sadece Hz.Meryem annemiz geliyor…O’na da “Bakire Meryem” anlamında “azize” diyorlar…Biz,demiyoruz…Hırıstiyanlar diyorlar.Yoksa,bizim dilimizde,insanlar için ne “Aziz” var ne “Azize” var. “Aziz” kelimesi Esma-ul Hüsna’dandır ve kullanıldığında başına “abd” konularak “Abdulaziz” şeklinde kullanılır. Abdulaziz de Abdullah gibi bir isim olur ve “Aziz’in kulu” anlamına gelir.
Yani..Biz,Müslümanlar,istesek de “Aziz” olamayız..Olsak olsak,ancak “Aziz’in Kulu” olabiliriz…Dolayısıyla “Azize” de olamayız…Bu da iki sebeple…Birincisi “Bakirelik” gibi “azizlik” ölçümüz yoktur..İkincisi de er kişimiz “aziz” olamıyorsa,kadın kişimiz de “azize” olamaz da o yüzden.
Öyleyse..Türkan Saylan nasıl oluyor da “azize” olmaktadır?
“Rahmetli”yi,hiçbir şekilde “Türk Milleti”nden bir “fert” olarak düşünemiyen “bazı” kesimler..Onun ölüsünü de illa da “Batı” ölçülerine göre tanımlamaya çalışıyorlar…Ancak,görülüyor ki…”diriler” için oluşturdukları “literatür”ü,henüz,”ölüler” için oluşturamamışlardır.Zaten,tarihin hiçbir döneminde de böyle bir düzen ve literatür oluşturamamışlardır. İnsana,insanlığa ve insanların dinine karşı en kapsayıcı ve en hakim ideoloji olan komünizm bile,ölüm ve ölümle doğan manevi dalga karşısında çaresiz kalmıştır.Ölüm gelip çattığında,komünizm de ölmüştür,dinsizlik de din düşmanlığı da…Çünkü,”ölüm”den daha güçlü hakikat,sadece bizatihi hakikat olandır.
Bu yüzden,Türkan Saylan’ı..”azize” yapmak isteyen bu kesimler…”Atatürk Kadını” olarak ilan ettikleri “Rahmetli”yi”azize” yapalım derken ya “Bakire Meryem” şekline ya da “Atatürk Düşmanı” bir jargona mahkum edeceklerdir. Çünkü,”Müslüman” ve “Atatürkçü” olunarak, ”azize” olmak mümkün değildir…Müslüman olmadan “ermiş kadın” olunmaz…”Ermiş” olacak kadar “Müslüman” olanı da hiç biriniz “Atatürkçü” kabul etmezsiniz.
Bak..Nereden nereye geldik..Halbuki…Fethullah Gülen’in ne kadar hain olduğunu ve niye Atatürkçü olamadığını,olamıyacağını anlatacaktık…Bu anlatacaklarımız içinde,onun “ılımlı” da olsa “Müslüman” olduğunu dile getirecektik…Aslında “ılımlı” değil de “ılımsız Müslüman” olduğunu söyleyenlerin olduğunu da söyleyecektik…Dünyanın çeşitli yerlerinde açtığı okullarda,”Türkçe” dersler verdiğini..Bu okullarda okutulan öğrenciler arasında “dünya çapında” bir “Türkçe Olimpiyadı” düzenlediğini ve bu olimpiyadı geleneksel hale getirdiğini söyleyecektik…Bunları ve bunlara benzer o kadar ihaneti anlattığımzda,..Türkan Saylan’ın neden “azize” olduğunu veya olmadığını anlamadıysanız bile,hiç değilse..Fethullah Gülen’in ne kadar hain ve Türkiye Düşmanı olduğunu görmüş olacaktınız.
…..
Bir “doğru”yu taşıyamıyoruz ama kaç milyon yanlış taşıyabildiğimizi düşünebiliyor muyuz?
Kendimizi,yük taşımaya ne kadar da alıştırmışız!....
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
GELİN TANIŞ OLALIM: AYNI DİLDEN KONUŞALIM.
21/5/2009
Prof.Türkan Saylan’ın ölümü ile ilgili olarak,onu “Büyük Türk Kadını” olarak tanımlayan kesimlerle aynı dili konuştuğumuzu kimse söyleyemez…Üstelik,böyle bir şey mevcut ortamda mümkün de değildir.Biz,her hangi bir kimse için “ışıklar içinde olsun” diyemeyiz. O kesimler de,Türkan Saylan için “Allah afv ve mağfiret etsin” dememizi kabullenemezler. Çünkü,akıllarınca,Türkan Saylan bir “azize”dir ve hiç kimsenin “afv” ve “mağfiret”ine ihtiyacı da yoktur…
Farkında değillerdir…”Tanrı”yı reddedeyim” derken,insanın tanrılaştırılmasıdır,bu…Mesela, “Atatürk” için de “Allah Teala’dan kendisine afv ve mağfiretler dileriz” denildiği duyulmamıştır…Bir hocaefendi, okuduğu Kur’an-ı Kerim ve edilen dua ve salavatların sevabının taksimini yaparken.. “Atatürk”ü de bu taksimata dahil edebilir ama..”Ya Rabbi…Bizim günahlarımızı bağışlamanı dileriz…Atatürk’ümüz Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın da günahlarını bağışlamanı dileriz” diye bir “dua cümlesi” söylese…Söylediğinin hesabını ne o kesimlere ne kartel medyasına ne de onu muhakeme etmeye kalkacak hiç kimseye veremez.
Düşünebiliyor musunuz…Tanrılaştırdıkları insanlar için “dua” edilmesini yasaklıyorlar ve bu yasağı kendileri koymamış gibi bir de karşımıza geçip..”Türkan Saylan için niye hayır dua etmiyorsunuz?” diyorlar.
Hadi Türkan Hanım için dua edelim:
-Ya Rabbi..Şu anda Rahmet ve Mağfiretine havale ettiğimiz merhume Türkan Saylan hanımefendinin günahlarını bağışla…Onu,Hazreti Fatıma annemiz..Hazreti Hatice annemiz,Hazreti Aişe annemiz ile birlikte haşreyle…O’na,”Muntakim” sıfatınla değil,”Gafur” ve “Rahim” sıfatlarınla muamele eyle!...
Kendi anne ya da babası için bu şekilde dua edildiğini bilen hiç kimse bu şekilde bir “dua” için ne gocunur ne de homurdanır…Böyle bir dua’ya sadece “Amin” denilir.
Ama…Gelin bakalım…O kesimler ve bu kesimler…Gelin bakalım.
Hanginiz,böyle bir “dua”ya “Amin” dersiniz?
Önce..Bu kesimlerin ne diyeceğini düşünelim…Ne diyecekler?
Şöyle diyecekler:…”-Kabul olmayacak dua”ya Amin mi diyelim…Ömrünü,Hazreti Aişe,Hazreti Fatıma ve Hazreti Hatice ile savaşa adamış birisi hiç onlarla birlikte haşr olur mu?..Allah Teala böyle bir duayı kabul eder mi? Kabul olmayacağını bildiğimiz bir duaya amin denir mi?”
Ya O kesimler!...O kesimler ne diyecekler?...
Şöyle diyecekler:…”-Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği “En Büyük Türk Kadını” nasıl olur da, yobazlığın,Arap bağnazlığının ve çağdışılığın simgesi kadınlarla aynı kefeye konulabilir?”
Hadi buyurun:..Kime “Haklısınız” diyelim veya kime “Haksızsınız” diyelim.
Ortada hak vereceğimiz “kesim” yok…Yok ama,bunu tesbit ettiğimiz için bize “haklı” diyecek olan kimse var mı?.. O da yok…Biz dahi kendimize “haklıyız” diyemiyorsak, haklı olduğumuzu söylemeyi kimden bekleyelim ki?
Türkan Hanım…Ömrünü “cüzzam” ve “cehalet” ile savaşa adamış bir büyük insan diye söyleniyor…Öyleyse,gelin de..Onun ölümü ile ortaya çıkan bir “cehalet” örneğimizi ortadan kaldıralım…
Ölünün arkasından, dua edilir mi..Edilmesi gerekir mi…Dua edilirse nasıl dua edilir…Hiç değilse bunu öğrenmiş olalım.
Türkan Saylan ve diğer tanrılaştırdığımız insanlar da,Dinimiz İslam'a göre “ölü” mü sayılırlar?..Onlar için dua etmek mi dinimizce daha büyük bir “suç” yoksa hiç dua etmemek ve onu gittiği yerde tek başına ve “ışıklar içinde” bilmek mi daha büyük bir suç?
Gelin..Aynı dili konuşalım…Aynı dili konuşalım ve cehaletimizi birlikte giderelim.
Ne Atatürk ne de Türkan Saylan…Ne de tanrılaştırdığımız… diğer insanlar…İnsanlarımız…Günahkarlarımız…Günahsızlarımız…”Duasız” kalmasınlar.
"Mübarek akşamdır bu gün...Gelsinler,Fatihalar ve Yasinler."